Yirminci Yüzyılın Tarihine Tanklar Aracılığıyla Bir Yolculuk – Netflix Age Of Tanks-2 Final

Bunu Paylaşın

Yaklaşık iki ay kadar önce başladığımız tanklar eşliğindeki zaman yolculuğumuzu bugün, Soğuk Savaş ve modern tank teknolojisi ışığında tankın geleceğine dair tahminlerle bitireceğiz.

Netflix‘in yapımında üçüncü bölüm, tankın gerçek bir ölüm makinasından bir caydırma figürüne dönüşünü konu ediniyor. Ve bunu aslında daha çok Komünist Blok’taki örneklerden hareketle yapıyor. Bu seçim, tabi bir noktada Batı Bloku’nun önemli bir üyesi olan Fransa’dan çıkan bir dökü-dramada normal. Yine de yapım, ilk bölümünde verdiği bir örnekle bunu dengeliyor.

Birinci Dünya Savaşı‘nın kilitlendiği bir noktada ortaya çıkan tankın, İtilaf ve İttifak Devletleri arasındaki teknoloji yarışında da önemli bir figür olması şaşılacak bir şey değildi. Almanlar Zeplin bombardımanları, yıldırım orduları ve gaz gibi teknolojilerle, kısıtlı imkanlarını dengelemeyi önemli ölçüde başarmışlardı. Ancak tank çok ciddi bir maliyet gerektiriyordu ve Almanlar gerekli hammadde girişini denizlerde üstün olan İngilizler sebebiyle sağlayamıyorlardı. Fakat İtilaf Devletleri için bile tank büyük bir maliyetti ve savaşı kazandıracak kadar tank yapmak için gerekli olan fon ancak halktan toplanabilmişti. Ve bu yardım kampanyasında da İskoçya’nın Glasgow şehri en fazla yardım yapan şehir ipini göğüslemişti.

1919 Ocak ayında işçi ayaklanmalarının baş gösterdiği ve kendi parasını ödediği tanklarla işçileri bastırılan Glasgow!..

Bir başka deyişle aslında tankın kitleler üzerindeki etkisini kullanmak isteyenler sadece Demir Perde‘nin baskıcı rejimleri değildi. Ancak konjonktür değişmiş, İkinci Dünya Savaşı sonrası İngilizler kolonilerini tasfiye etmiş, Demir Perde ise SSCB liderliği ve esasen zoruyla bir blok oluşturmuştu. Ve bir grubun egemen olduğu her blok gibi Sovyet Bloku da ödül/ceza sistemi ile yönetiliyordu. Taleplerin ulaşabileceği bir üst sınır vardı ve bu sınır aşıldığında tanklar Orta Avrupa’nın bir kentinde meydanları doldurabiliyor ve eğer yerel halk fiziksel bir tepki verirse öldürme amacıyla ateş de açabiliyorlardı.

Yapım, bu noktada esasen iki olayı ele alıyor. 1956 yılındaki Macar Ayaklanması ve 1968 Prag Baharı.

Her iki olay da aslında tek bir blok gibi görünen Demir Perde’nin farklı halklarını ve yönetimlerini göstermesi açısından önemlidir. 1954’de Almanlarla Dünya Kupası finali oynayan, tarihinde Avusturya ile iktidarı paylaşabilecek kadar dik başlı ve İkinci Dünya Savaşı’nda da çok aktif olmasa da Nazi Almanya’sı ile ittifak ilişkisi içinde bulunan milliyetçi Macar halkı ve devlet geleneği, ABD başta olmak üzere NATO desteği ile Sovyet Ordusu ile sıcak çatışmaya girmiş ve kaybetmiştir. Son derece kanlı bir şekilde bastırılan ayaklanma ise Macar gücü ile Sovyetlerin siyasi kararlılığı hakkında dünyaya ciddi bir test sunmuştur.

Çok detaya inmeyecek olsak da, belirtilmesi gereken husus, Kasım 1956’daki Macar Ayaklanması’nın, aynı yılın Ekim ayındaki “Polonya Ekimi‘nden” etkilenmiş olduğudur. Kaderin bir cilvesi ile Polonya Yönetimi ile ters düşen Sovyetler Birliği, Polonya taleplerini kabul etmiş ve benzer bir duruma istemeden davetiye çıkartmış, Batı dünyası da Polonya’da bir gedik görerek -35 yıl sonra Polonya’daki Dayanışma Sendikası, Lech Walesa liderliğinde gerçekten de bloğun sonunu getiren gediği açacaktır- bu sefer Macaristan’ı destekleyerek bloğu çökertmeye çalışmıştır. Ancak iş sıcak çatışmaya dönünce, hem benzer durumların önünü kesmek isteyen, hem de çatışmada ezici derecede üstünlüğe sahip olan Kızıl Ordu, Macaristan özelinde karşıt bloğa net bir mesaj vermiştir.

Slav sdünyasının gerek entelektüel ve gerek endüstriyel eliti Çekoslovakya’daki Prag Baharı ise, çok daha sakin geçmesine ve barışçıl protestolarla yürütülmesine rağmen ve hatta tam da bu sebeple Sovyet Bloğu için çok daha yıkıcı olmuştur. 1968 öğrenci olaylarından ilham alan Prag Baharı’nın barışçıl gösterileri Sovyet tankları ile karşılaşınca, detante sürecinde kimsenin aklının alamayacağı bir dip dalga yaratmıştır. Aslında olayın en önemli sonucu Sovyet menşeli sosyalizm anlayışının dünya çapındaki tüm sosyalist çevrelerce eleştirilmesi ve yavaş bir uzaklaşma başlatmış olmasıdır. Maoculuk yükselirken, Amerika ile Vietnam’da anti emperyalist bir savaş yapılırken, Sovyetler Birliği’nin dost ve müttefik bir ülkedeki öğrenci olaylarını tanklarla bastırması, dünya çapındaki sol enteljansiyayı rahatsız etmiş ve yer yer de birbirine muhalif hale getirmiştir.

Bununla birlikte sosyalist devletlerin tutumu, sol enteljansiya ile sadece Sovyetler Birliği bazında çakışmamıştır. Daha uzun vadeli ve dipten bir dalga olarak yükselen Mao Çin’i, Vietnam Savaşı’nda Amerika ile bebek adımlarıyla diplomatik ilişki kurmuş ve Sosyalist Dünya’da tekrar etmek gerekirse büyü bir kırılımı başlatmıştır. Ancak bu çok komplike ve profesyonellik gerektiren konuyu kısa bir özet olarak burada kesmek isabetli olacaktır.

Yapımın üçüncü bölümünün finali, bu sefer tankları, tankların içindeki insanlara çevirerek gelir. Sovyetler Birliği yıkılır ve bloğun her köşesindeki ayaklanmaları bastırmak için gönderilen tanklar, isyanları bastırmayarak onlara katılır. Tankın savaş alanlarındaki etkisi, sivil hayatta da kırılmış görünmektedir.

Yapım son bölümünü her ne kadar tankların modern savaşlarda gittikçe değişen ve dönüşen taktiklerine ve dolayısıyla geleceğine ayrılmış olsa da, aslında bir noktada yine Sovyetler’in düşüşü ve siyasi alanlarda yanlış kullandığı tankları savaş meydanlarında da yanlış kullanmasına dayanmakta görünmektedir.

Yine de yapımın bir Rocky 4 olduğunu söyleyemeyiz. Gerçekten de Sovyetler Birliği’nin, yıkılmasının yanı sıra, vekalet savaşlarında da –Proxy War– genelde batı dünyasına yenildiği gerçeği açıktır.

Son bölümde değinilen savaşlar, 1973’de Mısır, Suriye, Irak ittifakının karşısında İsrail’in bulunduğu Yom Kippur Savaşı, 1990 Birinci ve 2002 İkinci Körfez Savaşı ve 1994 Rusya-Çeçenistan Savaşı oluyor.

Her üç savaş da yapımın evreninde aslında Sovyet T-54,55 ve 72’lerin bir şekilde geri kalmasıyla ilgili. Yine de hem yapımın hem de Sovyetler’in hakkının yenmemesi gereken ve yine yapımın tankın geleceğine dair işlediği önemli bir konu var; anti tank silahları.

Örneğin, 1973 Yom Kippur Savaşı’nda, özellikle Golan Tepeleri’nde -tıpkı 1994 Çeçen Savaşı’ndaki T-72’ler gibi- Orta Avrupa savaş meydanları için tasarlanmış Sovyet tank kulelerin belli açılardan daha yükseğe çıkamaması nedeniyle kaybedilen savaş, Sina’da ve özellikle İkinci Körfez Savaşı’ndan sonraki Irak Direnişi‘nde Sovyet yapımı anti tank füzeleri ile belli derecede başarı elde edilen savaşlara dönüşüyor.

Elbette, kompozit malzemesi dolayısıyla köşeli hatları kırılamayan M1 Abrams‘lardan, reaktif zırh plakalarına kadar tanklar da önemli savunma teknolojilerine imza atıyorlar. Ancak sadece yeni bir silahla karşılaşana kadar.

Yine de yapım finalinde, tankların geleceği ile ilgili bir yorum yapmıyor. Bunun da basit bir sebebi var. Her ne kadar bilgisayar, iletişim ve uydu teknolojileri ile donatılan yeni tanklar özellikle takım halinde kendilerinden daha geri ordular için hala durdurulamayan savaş öğeleri iseler de, iki birbirine yakın ve üstün teknoloji sahibi ülkenin savaşının testinden geçmiş değiller. En azından yirmi birinci yüzyıl savaş meydanlarında değil…

İşte bu yüzden, yapımın adı Age Of Tanks/Tankların Çağı ve bu çağ, bizim algımız ve yazımızın başlığı ile de yirminci yüzyılı ifade ediyor. Bu testin hiç gerçekleşmemesi dileğiyle, biz de böylece dosyamızın finalini yapıyoruz.

Barış ve esenlik dilekleriyle…

Yazıyı beğendiniz mi?

Ortalama puan 0 / 5. Oylama sayısı: 0

Bunu oylayan ilk kişi olun

RSS
Follow by Email
Twitter
Visit Us
Follow Me
YouTube
YouTube
Instagram

Cevap Yaz

Oturum aç:



E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir