Berdan Sarıgöl’den Saga’nın İkinci Kitabı – Universum: Havisran’ın Dönüşü 19.Bölüm

Bunu Paylaşın

On Sekizinci Bölüm: Görüşme (Bölüm 2)

“Nasıl yani? Ne demek ‘zamanı kontrol edebiliyorum’?” Amelia duyduğu şey karşısında şok olmuştu. Maeve onun şaşkınlığına aldırmadan devam etti:

“Beni yatağa bağladığınız sırada Moslee ile savaşıyordum. Tam olarak yenileceğimi düşünürken bir anda Bilinç Biçerdöveri’nin son kilidini de açtım ve zaman bir anda gözlerimin önünde durdu, bu sayede Moslee’yi neredeyse öldürebilecek duruma geldim ama son anda elimden kaçmayı başardı. Ancak asıl fark ettiğim şey bambaşkaydı.

Bilinç Biçerdöveri, kullanıcısının aklını sonuna dek parçalayıp onu kendi hükmü altına almayı amaçlayan bir silah ve neredeyse bunu bende başarıyordu. Row’u, seni, Mira’yı bu yüzden uzaklaştırdım kendimden, yoksa sizi de kötü etkileyecektim. Bu durumu aşmanın yolunu, silahın üç kilidini de kırmak olduğunu anladım sonra. İlk kilit olan Mentor Kilidi’ni çipi ikinci defa takmak zorunda olduğum zaman kırdım, ikinci kilit olan Fiziksel Çevrim Kilidi’ni Havisran’ın yok edilişinde kırdım, üçüncü kilit olan Evrensel Zamana Erişim Kilidi’ni de Moslee’yle savaşırken kırdım. Şu anda kendi sağlığımı ve silahın kontrolünü tamamen kazanmış durumdayım ve bu durumdayken planımın son aşamasını uygulamak istiyorum.”

Amelia olayların bu boyuta gelmiş olduğundan haberdar değildi elbette, Maeve’in anlattığı pek çok şey onun için yeniydi. “Ne peki planın kızım?” diye sordu. Maeve arkasına yaslandı ve anlatmaya başladı:

“İlk olarak, bütün bir evreni Universum ve Kara Hilal’in yarattığı hasarlardan tamamen temizleyeceğiz. Bunun için birkaç aşamalı bir plan gerekebilir ve bu planın hiçbirimiz olmadan yürüyebilecek şekilde yürümesi lazım. Bu duruma Moslee’nin antlaşmamızın bitişine doğru gerçekleştirebileceği saldırıları da ekleyip değerlendirirsek, planımızın ilk aşaması, Decommercialize programını H-117 dışına çıkarmak olur. “

“Peki bunu nasıl yapacağız? Sence Konfederasyon bunu kabul edebilir mi?” Amelia şu ana kadarki bütün Bağımsız Sistemler Konfederasyonu toplantılarını ve kararlarını düşündü. Konfederasyon, ticareti güçlendirmek ve eski Universum günlerindeki gibi bir şirketleşme yapısının benzerini sistem devletlerine ait şirketler ile kurmak için tam dört yeni kanun çıkarmıştı. Bu yeni evrensel yolda Maeve’in Decommercialize planı, H-117 içinde kalması istenen basit bir radikal hareketten başka bir şey değildi, bu yüzden bunu nasıl başaracağını merak ediyordu.

“Elbette hemen uygulamayacağız, ben de evrenin buna tamamen hazır olmadığının farkındayım.” Maeve uzun süredir ilk defa bu kadar dürüstçe, bu kadar dikaktsiz konuşabiliyordu. “Yapmamız gereken, bu durumu yavaş yavaş da olsa değiştirecek ilk adımları atmak. Dediğim gibi, bu planın bizden sonra da güvenli ve verimli bir şekilde ilerlemesi lazım. Şu anda ilk olarak odaklanmamız gereken şey, Konfederasyon toplantısında da dediğim gibi gittikçe yakınlaşan Kara Hilal-Bağımsız Sistemler Konfederasyonu savaşı. Onlar ne kadar bunu istemeseler de, bu savaş yaklaşıyor.

Valkyrie, şu andaki haliyle bu savaş için yeterli mi, değil mi onu bile tam olarak kestiremiyoruz farkındaysan. En başta, Kara Hilal’in bilinmezlik duvarını aşacak insanlara ihtiyacımız var, bu yüzden Konfederasyon’un bu konuda bize destek ve izin vermesi lazım. Barış Planı’nı onlara tanıttığımızda, bu konuda yüksek bir destek alabileceğimizi düşünüyorum.”

Amelia mutluydu. Maeve’in kendilerinden pek çok konuda daha iyi bir düşünce stili geliştirmesi onu fazlasıyla şaşırtmıştı. O, Maeve’in ya Mira gibi iyi niyetli bir diktatöre ya da kendisi gibi yararsız ve kontrolden yoksun bir barış perisine dönüşmesinden korkmuştu bunca zamandır, ancak Maeve, ikisini de aşmış ve gerçekten bir kahraman olmayı düşünsel olarak dahi olsa başarmıştı işte. Şimdi, planını gerçekleştirdiğinde, gerçekten de evreni iyiye doğru götürebilecek bir yolun başlangıcını inşa edecekti.

“Bu planı beklemiyordum Maeve.” dedi sevinçle, “Açıkçası yine yeni bir Kara Hilal yaratacağını düşünüyordum. Beni şaşırttın.” Maeve annesinin neye şaşırdığını anlamıştı. Demek ki hem o, hem de Mira, onun kendilerinden daha fazlasını elde edemeyeceğini düşünmüşlerdi. Güldü. İstedikleri kadar onun yanında olsunlar, istedikleri kadar onu anladıklarını iddia etsinler, bu basit cümle dahi bu iddialarını sonsuza dek çürütecekti. “Sizi şaşırtacağımı düşünmezdim, hatta senin bunları diyeceğimi tahmin ettiğini düşünmüştüm.” dedi gülmeye devam ederek, “Neyse, plan başarılı olursa Moslee ile birlikte siz de bu evrenden bir daha geri dönmemek üzere gideceksiniz.” Amelia’nın şaşkın bakışlarına aldırmadan sözlerine devam etti:

“Moslee bu evren için ne kadar tehlikeli ve yıkıcı ise, sen ve Mira da o kadar tehlikeli ve yıkıcısınız. Mantıklı bir şekilde baktığınızda bunu görebileceğinize eminim. Bu yüzden, Moslee’yi yendiğimde, sizin de bu evrende kalmanıza sebep olan kilidi tamamen kırmış ve sizi özgür bırakmış olacağım. Ancak Moslee’nin sizi takip etme olasılığını göz önüne alarak, bu evreni üçünüzün de giremeyeceği bir şekilde kilitleyeceğim.”

Amelia onun ne demek istediğini anlamıştı aslında, hatta Maeve’in bunu demesi onun kafasında bambaşka bir düşünceyi filizlendirmişti. Ya daha önce gittikleri dünyalarda da böyle bir etki yarattılarsa? Ya aslında hiçbir zaman olmaması gereken bir eylemde bulunup sonsuza dek her şeyi değiştirdilerse?

Atlantropa’da olanlar aklına geldi? Eğer Maeve’in düşündüğü gibi düşünülürse, onların Atlantropa’nın olduğu evrende olmaması, belki de Atlantropa’nın asla var olmamasını sağlayacaktı. Belki asla Atlantropa’ya müdahale etmeselerdi, bugün Moslee ile asla uğraşmayacaklardı. Babası ve annesinin bu durumu anlayıp anlamadığını artık onlara soramazdı Amelia, Ike Kalinmann ve Sordibus birer cılız hatıra kadar uzaklardı ona. Belki de Maeve haklıydı, belki de kahraman olmaya çalışmaları, girdikleri evrene müdahale etmeleri yanlış olan şeydi ve her evren de onlara karşı bir güç geliştiriyordu. Derin bir nefes aldı ve Maeve’in ondan asla beklemeyeceği şu cümleyi kurdu:

“Haklısın Maeve, bunlar hiç olmamalıydı. Biz hiçbir zaman bu evrene gelmemeliydik.”

İkisi de bir süre hiçbir şey demediler. Maeve hissettiklerine bir anlam kazandırmaya çalışırken, Amelia ise hissettiklerini bastırmak için önündeki yemeğe gömülmüştü. Nedense, o an için yapabileceği en mantıklı hareket oydu sanki. Normalde hislerinden korkan biri değildi, ancak o anda her şey üzerine gelebilir ve onu tamamen yok edebilirmiş gibiydi. Hayatında ilk defa, bir kişiden gerçek manada korkmuştu: Kendisinden.

Amelia yemek yemeyi bıraktı, zaten yediği şeyin tadını da alamıyordu. “Üzgünüm” dedi, “Biraz bu konulardan uzaklaşmak zorundaydım.” Maeve anlayışlı bir şekilde ona gülümsedi ve “Sanırım dediklerimi biraz yanlış anladın.” dedi sevecen bir sesle. “Ben ne senden, ne de Mira’dan nefret ediyorum. Aksine, her ne kadar işlerin bu noktaya ulaşmamasını istediğim zamanlar olsa da, yine de sizi seviyorum ve gitmeniz gerektiği gerçeği beni üzüyor. Fakat şimdi birbirimizi üzmemizin zamanı değil, sizinle mutlu anılarım olsun istiyorum.” Önündeki yemekten bir parça aldı ve tadına baktı. “Buna gömülmekte haklıymışsın, cidden muhteşem bu şeyin tadı!” Amelia bunun üzerine tekrardan yemeye devam etti. Maeve haklıydı, yemeğin tadı cidden muhteşemdi.

Maeve bu tarz mutlu anlarının dışında yeni kazandığı gücünün onu nasıl etkilediğini, kendisinin bu gücü nasıl kullanabileceğini ve gerçekten evrenin üzerindeki zaman döngüsünü nasıl kırabileceğini anlamaya çalışıyordu. Bilinç Biçerdöveri’nin yarattığı bu zaman döngüsünde garip bir şey fark etmişti: Hiçbir klon, kendisinden önceki klondan daha uzun süre yaşayamıyordu. Bilinç Biçerdöveri, ilk defa aktive edildikten ortalama otuz yıl sonra, klonun zamanı tekrardan başa döndürmesi için gerekli komutu vermesini bir şekilde sağlıyordu. Bazı klonlar Bilinç Biçerdöveri’ni daha geç dönemlerde aktive etmişlerdi, ancak aktive edilmesinden sonraki süre her döngüde otuz yıldı. Maeve’in hesabına göre, ilk defa Bilinç Biçerdöveri’ni aktive ettiği günden itibaren tam yirmi sekiz yıl geçmişti. Eğer iki yıl içerisinde bir şekilde bu döngüyü kıramazsa, Bilinç Biçerdöveri onu her şeyi başa döndürmeye zorlayacak ve bu noktada başa dönüş, Moslee için direkt zafer olacaktı.

Bunu önlemek için gücünün her bir noktasını bilmesi, kendini geliştirmesi ve sürekli denemesi lazımdı. Artık akıl sarayında veya fiziksel dünyada zamanın akışını kontrol etme denemeleri yapıyor, zamanı yavaşlatıyor, hızlandırıyor, durduruyor, ileriye veya geriye sarıyordu. Elbette bu kontrollerinin hala bir sınırı vardı, mesela on dakikadan fazla geriye veya ileri saramıyor veya kendisi için bir dakika kadar gelen bir süreden fazla zamanı durduramıyordu. Ayrıca olayların pek çoğunun da, zaman içerisinde yol alıp önceden müdahale edip değiştirme çalışmalarına rağmen her zaman aynı şekilde yaşandığını veya bir şekilde aynı sonuca bağlandığını görmüştü.

“Pekala” diye düşündü bir antrenmanı sırasında, “Acaba zamanın kendisini daha geniş bir biçimde görebilme imkanım var mıdır?” Eğer bunun cevabı varsa, kuvvetle muhtemel bunu gerçekten bilebilecek tek kişi olduğunu fark etti:

Moslee.

Onun Amelia sayesinde evrenle olan bütün bağlarının koparılması ile bu boyuta geri dönüşü arasında geçen zaman süreci içerisinde nerede olduğunu çözmeye çalışıyordu bir yandan, zira bu sürecin çözümünün Kara Hilal’in etrafını saran ve herhangi bir bilgi edinmelerinde önemli bir adım olacaktı. Bunu Row’a anlattı ve “Bu yolculukta hem bilgisel anlamda, hem de duygusal anlamda bana yardım edecek insanlara ihtiyacım var ve ikisi için de en çok sana güvenebilirim.” dedi. Row onun bu isteğini elbette ki kabul etti ve beraber Moslee’nin geliş sürecine dair ipuçları toplamaya başladılar.

Bu süreç içerisinde pek çok şeyin birbiriyle bağlantısını fark etmeye başlamışlardı: Kara Hilal sınırından gelen ve yakalanan ajanlar, o ajanların neredeyse hiçbirinin ne kadar üzerlerine gidilirse gidilsin, kendilerine ne teklif edilirse edilsin asla işbirliğine yanaşmaması, onlarla beraber gelen kişilerin pek çoğunun sorgulara ve araştırmalara rağmen hiçbir şekilde bir sonuç çıkaramamışlardı o zamanlar. Şimdi ise, ellerinde o zaman nasıl kaçırdıklarını asla anlayamadıkları bir ipucu mevcuttu: Theodore James Mosley’in ölümü.

Theodore James Mosley, aslında Maelstrom Savaşı’ndan önce Kara Hilal için Universum’un içerisinden bilgi getiren, Havisran’ın yok edilmesinden sonra da Kara Hilal içerisinde kalıp Row ile bağını koparmayan, belki de Row’un istihbararatının en önemli casuslarından biriydi. Maeve ile Row’un akıl sarayındaki savaşından kısa bir süre önce, nasıl olduğu anlaşılamayan bir şekilde ölmüş, ardında ise sadece bir tür günlük bırakmıştı. Row bu günlüğü ne kadar okusa da çözememişti, ancak Maeve ne olduğunu günlüğü ilk kez eline aldığı anda anlamıştı.

“On sene öncesine dek, bütün evrende bu günlüğün yazıldığı dili bilen üç kişi vardı: Ben, Han Mewa ve Theodore James Mosley. İkisinin de öldüğünü varsayarsak, şu anda bu dili anlayıp çözebilecek tek kişi benim.” Maeve eline başka bir defter aldı ve günlüğü standart evrensel dile cümle cümle çevirmeye başladı. “Bunu tamamen bitirmem bir hafta sürer herhalde, ancak bitirdiğim gibi bir şeyleri çözeceğimize eminim. Bunu yalnız yapamam ama, bu yüzden seni de bu dili anlaman için hızlı bir eğitimden geçireceğim. En azından bu dili okumana yetecek kadar şeyi öğrenmen sana yetecektir.” Row kabul ettiğini belirtecek şekilde başını salladı ve Maeve ile birlikte evlerinin çalışma masasına bütün kağıtları, belgeleri, defterleri ve kitapları sererek beraber çalışmaya başladılar.

Maeve, Row’un yeni bir dil öğrenme konusunda ne kadar becerikli olduğunu unutmuştu neredeyse, Row onun beklediğinden de hızlı öğreniyordu her şeyi. Ancak Maeve’in Row’a bu dili öğretmesinin tek sebebi bu günlük değildi. Onun babasından kalma ve onun aslında kim olduğunu anlatan günlüğü, zamanı geldiğinde sessizce Row’un keşfetmesi için bırakacak ve onun bu gerçeği kendisi öğrenmesini sağlayacaktı. Şimdilik, sadece şimdilik bundan uzak durup yeni bir karışıklık ile konsantrasyonlarını bozmamaları gerekiyordu.

Günler geçtikçe, Theodore James Mosley’in günlüğünü çözdükçe daha fazla şeyin birbiriyle bağlantılı olduğunu keşfediyorlardı. Moslee’nin boyut kapısını açmak için içerisinde bulunduğu, bütün zamanın bir arada var olabildiği bir tür buluttan nasıl her şeyi yavaş yavaş kontrol ederek boyut kapısını açmaya hazır hale getirdiğini, Theodore James Mosley’in onu nasıl engellemeye çalıştığını, Kara Hilal’in Bağımsız Sistemler Konfederasyonu hakimiyetindeki sistemlere nasıl uyuyan askerler yerleştirip olası bir savaşta onları kullanarak içten bir fetih operasyonu gerçekleştirebileceğini öğrenmişlerdi sürecin sonunda ve bu öğrendiklerini kullanarak, Mosley’in bahsettiği uyuyan askerleri bulup etkisiz hale getirmeye başlamışlardı.

Gördükleri bazı şüpheliler bu listeyi sorgulamalarına yol açmıştı en başta, ancak Mosley’in onlara günlüğün son sayfasındaki “Talimatlar” başlığı altında verdiği uyuyan askerleri uyandırma kodlarını kullanarak bütün şüphelerini dindirmişlerdi. Liste gerçekti ve bu tehlikenin önüne geçmek için, talimatları kullanarak o askerleri öldürmeden etkisiz hale getirebilmişlerdi. Pek çoğu bunları asla hatırlamayacak ve hafızalarında asla gitmeye cesaret edemeyecekleri yerlerle hayatlarına devam edeceklerdi, ancak olası bir savaşta gerçekleşebilecek olası en zararsız bir şekilde önlenmesi için bunlar gerekliydi.

Mosley’in günlüğü, Valkyrie teşkilatı ile Bağımsız Sistemler Konfederasyonu’nun arasındaki ilişkiyi tamamen değiştirmişti. Bağımsız Sistemler Konfederasyonu, Valkyrie teşkilatına daha çok destek vermeye ve olası bir savaş durumunda tamamen, çevredeki sistemlerin kısıtlamalarından azade bir şekilde hareket edebilmesine karar vermişti. Bu kararların ve Mosley’in günlüğünün halka açılmasının etkisiyle, Valkyrie teşkilatının nüfusu artıyor, askeri ve sivil uzmanları daha fazla imkana erişim sağlayabiliyordu. Eğer gerçekten Maeve’in Barış Planı’nın temellerini atması için ideal bir atmsfer mevcutsa, şu anda o atmosferin içerisine girmeye başlamışlardı.

Maeve, Bağımsız Sistemler Konfederasyonu ile yapılan olağan toplantılarda Decommercialize planını ve bunun H-117 içerisinde ne kaadar etkili olduğunu anlatmaya ve bu planın kabul edilip uygulanması için kamuoyu oluşturmaya başlamıştı. Konfederasyon üyelerini istasyona getiriyor, onların istasyon içerisindeki yaşamı görmelerini sağlıyor, bunu da göz önünde bulundurarak karar vermelerini rica ediyordu. Elbette bu hemen fayda sağlamadı, hatta gezdirdiği üyelerin çoğu, Decommercialize karşıtı tavırlarını daha da sıkı bir biçimde sürdürmeye karar verdiler. Yine de, bunun Maeve’e veya onun planlarına uzun vadede bir engel olmayacağı belli olmuştu. Daha öncesinde Decommercialize planına destek verenlerin oranı yüzde beşi geçmezken, şimdi yüzde on iki gibi umut vaat eden bir orana yükselmişti.

Maeve ve Row, H-117’nin içerisindeki parklardan birine oturup altlarındaki şehrin manzarasını izliyorlardı şimdi. “Her şeyin en sonunda bu kadar iyi bir şekilde sonlanması uzun süredir yaşamadığım bir şey hissettirdi bana Row.” Row Maeve’in ne demek istediğini anlayamamıştı, ancak Maeve’in mutluluğunu bozmak istemedi. “Seni, annelerimi ve kendimi geri kazandım, artık hiçbirinizi kaybetmeye niyetim yok.” dedi Maeve. Aslında bu dediğini asla gerçekleştiremeyeceğini biliyordu Maeve, en azından bunu M-287 olarak yapamayacaktı. Yine de denemeye devam edecekti.

Sonuçta şu ana dek olması gerektiği gibi gitmişti, buradan sonra da öyle olması gerekiyordu, değil mi?

Yazıyı beğendiniz mi?

Ortalama puan 0 / 5. Oylama sayısı: 0

Bunu oylayan ilk kişi olun

RSS
Follow by Email
Twitter
Visit Us
Follow Me
YouTube
YouTube
Instagram

Cevap Yaz

Oturum aç:

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir