Türk Futbolu ve Spor Sosyolojisindeki Bizans Esintileri– Uçuk Bir Deneme 4

Bunu Paylaşın

Bugün retrospektif kategorimizde yeni ve aslında o kadar da uçuk olmayan bir deneme ile karşınızdayız; Bizans spor ve siyasetinin Türk spor ve siyaseti üzerindeki yansıması.

Öncelikle kısa bir tarihi özet ile başlayalım. Türk ve Türkik halkların batıya doğru olan macerasında ilk bariyer Farsi Sasani’ler olmuştur. Çeşitli dönemlerde çeşitli Farsi devletlerin ve dönemin Türk boylarının mücadelesi genelde Farsi devletin başarısı ile sonuçlanmış ve Türkler batıya en azından Anadolu ve orta doğuya birkaç asır daha girememiştir.

İslamın Fars topraklarına yayılması ve Türklerin de 751 Talas Savaşı‘ndan sonra boy boy islama girmesi ile birlikte yeni nesil ilk yerleşik Türk devletleri bugünkü İran topraklarında kurulmaya başlanır. Selçuklu’ların başat olarak temsil ettiği tarihin bu safhasında, Türkler yerleşik kültürü Fars kültüründen alırlar. Selçuklu, Anadolu Selçuklu ve Anadolu’daki ilk Türk Beylikleri’nin yerleşik hayat ve devlet yönetimi esasları olarak Fars yöntemlerine ve Arapça’nın yanında Farsça’ya yönelmesi tesadüf değildir.

Özellikle bizlerin yani Osmanlı İmparatorluğu‘nun varisi olan modern Türkiye‘nin ise hikayesi diğer boylardan farklı gelişir. Çünkü Osmanlılar, Bizans‘ın askeri ve siyasi olarak aleyhine ancak devlet yönetimi ve kültürel olarak ise lehine bir süreç yaşarlar. Bizanslılar, Osmanlıların temel rakibi ancak yerleşik hayattaki hocası ve Osmanlıların varisi olmayı istedikleri üst kültür olurlar.

Sultanahmet At Meydanı; Eski Bizans Hipodromu.

Ekonomi ve coğrafyanın da etkilediği bir süreç sonunda, Osmanlı devlet yönetimi ve sosyolojik yapısı Bizans’ın gerçekten de varisi haline gelir. Bir başka deyişle ileri derecede merkezi ve başkent odaklı bir yapı Osmanlılara miras kalır.

Sosyolojik olarak ise Osmanlı toplumu bir tarım toplumudur. Bununla birlikte doğusu ile batısında birbirinden çok farklı karakterlerde eyaletleri olan bir devlet olarak Osmanlı toplumunun da merkezi tıpkı devlet idaresinde olduğu gibi İstanbul’dur. Ve bu miras modern Türk toplumuna, Osmanlılardan daha da öte bir derecedeki mirasını bırakır; toplum, siyaset ve spor üçgeni…

Osmanlı başkentinde toplumsal aktivite her dönemde dini tarikatlarca temsil edilirken son dönemlerde siyasi toplaşmalar da kendini gösterir. Ne zamanki futbol dünyada bir devrim yapar Osmanlı’nın devamı sayılabilecek Türk toplumu bağlılık ve toplumsal hareketini sporda ve daha da spesifik olarak futbolda bulur. Birçok futbol kulübünün hayat bulduğu İstanbul’da Vefa ve Altınordu gibi ekipler daha sonra yerel kalırlarsa da bugünün üç büyükleri olarak adlandırılan üç İstanbul kulübü, İstanbul merkezli sosyal hayat ve kimlik edinme yolu olarak tüm Türkiye’de kendine geniş taraftar kitleleri bulur.

Peki Bizans’ın mirası derken neden bahsediyoruz. Roma’da bir kimlik edinme ve gruplaşma yolu olan araba yarışları kırmızı ve beyaz renkteki takımlarla başlamış daha sonra mavi, yeşil ve altının katılması ile gelişmiştir. Daha sonra Bizans dönemine bu gruplardan ikisi, diğerlerini bünyesine alarak devasa hale gelirler; mavi ve yeşil. Mavi (Venetoi) ve Yeşil (Prasinoi) takımlar o kadar etkili ve artık o kadar siyasi bir güç merkezi haline gelirler ki, kulüplerin yönetimlerinde İmparator’un atadığı bir de temsilci bulunur. Kitleleri peşinden sürükleyen bu etkinlik ve yapısı, mutlak monark imparatorlar için hem bir enstrüman hem de potansiyel bir tehdittir.

Gerçekten de mavi takım aristokrasi, saray ve klasik ortodoksuğun temsilcisi olurken, yeşil takım halk, esnaf, loncalar ve monofizit hristiyanlığın temsilcisi haline gelir. Taraftarların serdengeçti olmaları, başkentteki bu rekabetin tüm imparatorluğa yayılması ve imparatorların desteklediği takımlar gibi öğeler neredeyse aynı ile Türkiye‘ye de miras kalır. Mavi takımın merkezi Ayvansaray, Yeşillerin merkezi ise Kadıköy’dür. Bugün üç büyük kulübümüzün de evleri olduğunu hatırlatmak bağı açıklayan bir başka öğe olarak değerlidir. Yine bugün üç büyük kulübümüzün Bizans’taki kadar belirgin ve net ayrımlarla olmasa da en azından sosyolojik imaj olarak temsil ettikleri rolleri olduğu da unutulmamalıdır.

Toplum düzeni ve devlet yönetimi için vazgeçilmez olan bu iki grup 532 yılında I.Justinianus ve eşi Theodora‘ya karşı birleşip isyan etmişlerdir. Nika İsyanı adı verilen bu isyan, temelde yolsuzluklar, kötü giden Sasani Seferi dolayısıyla imparatorun hükmünün zayıflaması ve özellikle Yeşillerin dışlanmış hissetmeleri sebebi ile bir dizi şiddet olayı sonucu başlamış ve hipodromda -ki hipodrom bugün Sultanahmet‘te bulunan dikilitaşların etrafında dönüyor olup, şimdi İslam Eserleri Müzesi olan dönemin İmparatorluk Sarayı’nın hemen yanındaki konumu ile bile Mavi ve Yeşil Takımların siyasi etkisini gösterir.-Bizans Ordusu’nun yaptığı bir katliamla sona erer. Arkasında Ayasofya dahil yıkılmış ve yakılmış bir şehir bırakmayı da bırakmaz.

Bizans İmparatoru I.Justinianus

Bu isyan bile, bu iki grubun ve at yarışlarının Bizans toplumunda nasıl bir etkileri ve enstrüman olarak ne kadar etkin olduklarını ortaya koyan bir vakadır.

Her ne kadar, bu derece büyük siyasi ve sosyal misyonları olmasa da Bizans spor, siyaset ve sosyoloji ilişkisi ile modern Türkiye’deki spor -özellikle futbol-, siyaset ve sosyoloji ilişkisi arasındaki belirgin benzerlikleri görmemek imkansızdır. Öyle görünmektedir ki, yerleşik hayat teamülündeki ikinci hocamız bizlere bir kendini ifade etme yolu bırakmıştır, her ne kadar girift, karamsar ve oldukça verimsiz olsa da…

Umarım pazar gününde keyifle okuyabileceğiniz bir yazı olmuştur. Hepinize iyi bir hafta dileriz. Bayrama kadar sizlerle tekrar birlikte olamazsak, hepinize ayrıca güzel bir bayram diliyoruz. Hoşça kalın.

Yazıyı beğendiniz mi?

Ortalama puan 0 / 5. Oylama sayısı: 0

Bunu oylayan ilk kişi olun

RSS
Follow by Email
Twitter
Visit Us
Follow Me
YouTube
YouTube
Instagram

Cevap Yaz

Oturum aç:

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir