Masal, Gerçek ve Rüya: Düş Berberi Kitap İncelemesi

Bugün, bir dönem sitemizde de çok güzel öykülerini ağırladığımız Ebuzer Kalender‘in Metinlerarası Kitabevi‘nden çıkan öykü kitabı Düş Berberi‘ni inceleyeceğiz. Tam kararındaki uzunlukları ile okuyucuyu gerçek hayattan koparmadan düşlerin o her duyuyu aynı anda çalıştıran hissine kavuşturan bu öyküleri incelemek terimi belki de doğru bir tanım olmayabilir, çünkü rüyaların büyüsünün ne zaman bozulacağı belli olmaz. Dolayısıyla bu düşlere şöyle bir göz gezdireceğiz demek daha doğru olacak. O zaman gözlerimizi kapatalım ve sırasıyla bu on iki düşe […]

Devamını Oku »

Tarihin Kayıp Renkleri-3 ve Final, Bir Cellat Hikâyesi: Ölümün Kardeşi Gerdankeş İsmail

Aynı anda iki pehlivanla güreş tutacak kadar şahbaz, çaldığı kılıçla bir merkebi ortadan ikiye bölecek kadar pazısına kuvvetli, bir ok menzilindeki kargayı attığı mızrakla vuracak kadar şahin gözlü, iki yüz okkalık bir gürzü sallayacak kadar bileğine kuvvetli, âlemin sığınağı, Yaradanın gölgesi, sadece Müslümanların değil reaya ve keferenin de velinimeti olan padişah efendimiz; siyaset oduyla yanıp piştikten, yeniçeri ve sipahi ağalarıyla valide sultanın vesayetinden sıyrıldıktan ve açıklara sürüklenen devlet gemisinin dümenini eline aldıktan sonra kesilecek çokça […]

Devamını Oku »

Tarihin Kayıp Renkleri-2 Ölümsüz Bir Dalkavuk: Dalkavuk Hüseyin Efendi (Sallabaş Çelebi)

ÖNSÖZ “Dal” ya da “dala” kelimelerinin “sallamak” manasına geldiğini savunan kimselerce dalkavuk tabirinin kavuk sallayan, yani her şeye kafa sallayıp evet diyen anlamına geldiği iddia edilse de işin aslı farklıdır. “Dal” kelimesi aynı zamanda “yalın, çıplak” da demektir. Nitekim daltaban yalın ayak anlamına gelirken, evde sadece bir donla dolaşan erkek çocuklarına analarımızın “Yavrum kaç defa söylüyorum, evin içinde daltaşak dolaşma!” şeklindeki uyarılarında geçen daltaşak da çıplaklık anlamına gelmektedir.             Osmanlı erkekleri Tanzimat’tan önce, başlarına ya […]

Devamını Oku »