Asimetrik Mücadeleler ama Kime ve Neye Göre?.. – Varolma Mücadelesi ve Özgüvene Dair Üç Savaş

Bunu Paylaşın

Günümüzde ABD ile Çin’in; ilkinin proxy / vekalet savaşları ve ikincisinin ekonomik anlamda sürdürdüğü büyük bir savaş içinde olduğu su getirmez bir gerçek. Hatta o kadar ki, bu iki gücün mücadelesinin vekaleten yürütüldüğü savaş alanlarındaki iktidar sahipleri iş bilmezlik ve öngörüsüzlükle suçlanıyor. Doğrusu kimse bir vekalet savaşının savaş alanı olmak istemez ancak özgüven ve ben merkezci bir bakış açısıyla hiçbir savaş da aslında o kadar da vekalet savaşı değildir.

Biz de bugün, bazı toplum ve medeniyetlerin neredeyse kurucu öğesi olan diğerleri içinse sadece sınırlarda kaybedilen imkanlar ve prestij anlamına gelen üç önemli savaşı ele alacağız: Marathon Savaşı, Teutoburg Ormanı Savaşı ve Ayn Calut Savaşı.

Marathon Savaşı / Atina – Perslere karşı (M.Ö 490)

Hoplite / Hoplitler; Koşabilen bu formasyon Pers ordularının düzenini bozmayı başarmıştı.

Dilimize ve tüm dünyanın dillerine Maraton kelimesinin geçmesine sebep olan bu savaş, aslında doğal sınırların çakışması dolayısıyla karşı karşı karşıya gelen iki gücün, tampon durumdaki Anadolu’da çıkan bir isyan dolayısıyla sıcak savaşa dönen ilişkisini ifade eder.

Atina‘nın kışkırttığı ve desteklediği Anadolu’daki İyonya isyanı Atinalılara pahalıya mal olacak ve Pers Ordusu Atina’ya 42 km uzaklıktaki Maraton Ovası’na çıkacaktır. Mesafe önemlidir… Atina’lılar düşmanı tek başlarına Maraton Ovası’nda karşılar ve bir varoluş mücadelesine dönen savaşta büyük bir galibiyet alır.

Zafer, Yunanlılar açısından o kadar büyük ve önemlidir ki, genç bir asker, dehşet içinde haber bekleyen Atina’ya doğru hiç durmadan 42 km koşar ve Nenikekamen! diye bağırdıktan sonra yorgunluktan ölür: Biz kazandık!

Savaş, on yıl sonra ünlü 300 Spartalı hikayesini doğuran Termofil (Thermopylae) Savaşı ve yine Atinalılarla Persler arasındaki Salamis Deniz Savaşı ile nihayete erecek ve Yunan şehir devletleri en azından bir süre daha Pers baskısından ari yaşayacaktır.

Peki ya Persler açısından? Bu savaş Ahameniş Hanedanı için maliyetli, prestiji düşüren ve bazı İyonya limanlarının -günümüzde ülkemizin Ege Bölgesi- kaybıyla ciddi bir zarar getiren bir mağlubiyettir. Ama işte sadece o kadar. Sınır boylarında geçen ve; “Buradan daha öte gidemiyoruz demek!” algısı dışında bir etkisi de olmamıştır Unutulmamalıdır ki, özellikle Atina ve Sparta arasındaki Peleponez Savaşları‘nın da etkisiyle Yunan Şehir Devletleri üzerindeki Pers baskısı ancak Büyük İskender’in yaklaşık 150 yıl sonraki karşıt seferi ile kalkacaktır. Ama bu, Maraton’un Yunanistan’ın varlığını teminat altına alan en büyük savaş olduğu gerçeğini değiştirmez.

Teutoburg Ormanı Savaşı / Germen Kabileleri – Roma’ya karşı (M.S. 9)

Orman; Roma Lejyonları‘nın taktiklerini kısıtlayabilecek en zor topografya.

Doğal sınırları neredeyse tüm Avrupa olan Roma’nın, Pax-Romana altında birleştirdiği ekonomik istikrar bölgesi fiziksel olarak tamamlanmışsa da Ren’in doğusundaki Germania Magna‘da ekonomik ilişkiler, lejyon masraflarının bölgeden alınan vergiyi aştığı bir noktaya gelmişti.

M.S. 9 yılında Romalıların Germen adını verdiği, fakat kendilerini bir olarak görmedikleri gibi rakip de gören kabilelerin, bir Helen Ligi seviyesinde olmadığı açıksa da, ekonomik durumun getirdiği ağır vergilendirme, bölge valisi Varus’un yozlaşmışlığı, Roma dininin Germen kabileleri arasında gönülsüz yayılması gibi sebeplerle Germen halkı bir kıvılcım beklmekteydi.

Kıvılcım ise İlirya’daki -bugünkü Arnavutluk- büyük ayaklanma ile geldi. Varus’un dört lejyonunu gönderdiği ve elinde üç lejyon bırakan ayaklanma, ironik bir tezatla bölgedeki vergilerin de artması ile neticelendi.

İşte bu baskı ve rakibinin zayıflaması sonucunda bir de bir Germen kabile asilzadesi olup rehin olarak Roma’da yetişmiş süvari generali Arminius‘un da gizlice saf değiştirmesi denkleme girince Germen kabileleri birleşerek intikal halindeki 17.,18. ve 19. Roma lejyonlarını Teutoburg Ormanı‘nda pusuya düşürmeyi başardı.

Her ne kadar duygusal anlamda önemli bir başarı olarak görülse de, bu birleşme ve pusunun büyük ölçüde gerilla savaşları ve pusular bütünü olarak gerçekleştiği ve yüzde altmış nüfusu kaybolmuş bir orduyu ancak üç günde mağlup edebilmesi Roma gücü hakkında bir fikir vermelidir.

Almanlar o gün bilmeseler de ilk kez birleşmiş ve özellikle 19.yüzyıldaki, Almanya’nın birleşmesi hayalindeki Alman Romnantizmi‘ne ilham veren bir zafer kazanmışlardır. Roma için ise olay, 25.000 asker ve üç lejyon kartalının yitirildiği Varus Felaketi‘dir. Ancak daha fazlası değil. Romalılar daha sonra yaklaşık yirmi yıl içinde kartallarını geri alacak hatta Arminius’un eşi Thusnelda‘yı bile rehin alacaklardır.

Ancak, bu zaferler sonunda prestijlerini geri alsalar da, bir daha o bölgeye yani ekonomik getirisi olmayan o bataklık Germania Magna’ya geri dönmeyeceklerdir. Roma için intikam alınmış ve bitmiştir.

Almanya ise kurulmuştur…

Ayn Calut Savaşı / Memlükler – Moğollara Karşı (1260)

Ayn Calut; Calut‘un (Goliath) Gözü; Günümüzde Filistin’de bulunan ve savaşın geçtiği vadi bu ismi zaten taşıyor olsa da İslam Dünyası’nın Moğolları ve savaşı nasıl gördüğünü gösterir.

Türk ve İslam tarihine meraklı her okur kadar, Marco Polo‘nun seyahatnamesini okuyan herkes tarafından da anlamı iyi bilinen bir savaş olarak Ayn Calut, savaştan iki yıl önce Bağdat’ı yakıp yıkan ve aslında entelektüel bir rekabetçi güç olarak İslam Medeniyeti‘inin belini büken İlhanlıların, mağlup edildiği bir savaş olarak İslam Dünyası’nın Moğolları durduğu savaş olmanın ötesinde anlamlara sahipti.

Döneme bakarsak Haçlı tehlikesini artık neredeyse tamamen savuşturmuş İslam Dünyası’nın Bağdat’ta İlhanlılar karşısında aldığı bu yenilginin nasıl bir şok dalgası oluşturduğunu anlamak için Batı Dünyası’na da bakmak açıklayıcı olacaktır.

Horasan bölgesindeki Yalnız Ağaç’ın -Kuru Ağaç / Arbre Sec– batıdan gelecek bir prensle tekrar yeşereceği düşüncesinden -ki tema Kral’ın Dönüşü konsepti olarak J.R.R. Tolkien tarafından aslında Yüzüklerin Efendisi serisinde de işlenmiştir- bu prensi temsil eden Rahip John efsanesine kadar Batı Hristiyan Dünyası’nda yeri olan bu olgu, Moğol zaferi ile Avrupa’da bir heyecan uyandırmıştı. İpek ve Baharat Yolları için İslam Dünyası’na vergi ödeyen ve Akka dışında ellerinde kutsal topraklarda müstahkem mevki kalmayan Avrupa, Moğol zaferi ile hem ferahlamakla kalmamış, hem de gerçekten de Moğol bölgesinde bulunan Nasturi Hristiyanların çok ileri ve güçlü gizli krallığının kehanetini bekler olmuştu.

Tabi Ortaçağ’da İlhanlı mağlubiyetinin etkilerinin yayılma hızı düşük ve Batı Dünyası’nın sıkışmış durumda olmasından da dolayı Marco Polo’dan yaklaşık 20 sene -kitabı yazışından yaklaşık 40 – önce olmuş Ayn Calut Savaşı’nın Batı Dimağı’nda henüz bir etkisi görülmemişti. Yani Moğol yenilgisi henüz Avrupa’nın moralini bozmamıştı.

Ancak, makalemiz konusuna tam olarak örnek oluşturan bir başka sebebi daha vardı bu durumun. Moğollar için bu savaş, sınır boylarında –serhat / frontier– gerçekleşen pek bir önemi olmayan ve bir veya iki tugaylık öncü bir kuvvettin başarısızlığından öte de bir şey değildi. Moğol iç savaşlarında taht adaylarının bile batıda yüzer bin ve doğuda dört yüzer bin asker toplayabildiği düşünüldüğünde, bu mağlubiyetin ne Moğollar ne de Batılılar tarafında çok da bir yankısı olmamıştı.

Savaşın prestiji, İslam Dünyası’nın özgüveninin geri gelişi, Moğolların ilk kez yenilmeleri ve Baybars‘ın büyük bir figür olarak Memlük ve İslam tarihine yer alması ise İslam Uygarlığı için paha biçilmezdi. Moğolların durmasında bu mağlubiyetin bir etkisi varsa o da Moğollar arasında Müslümanlığın yayılmasında bir öncü olmasıydı. Ancak Moğol geleneğinde din serbestisi olduğundan Moğolların İslam ile ilk tanışmalarının bu savaş olmadığını da belirtmek gerekir. Fakat bu ölüm kalım savaşı Moğolların nezdinde de prestij arttıran bir faktör olmuştu.

Son söz olarak, başlıkta da belirttiğimiz gibi, insanlar kadar ülke ve uygarlıklar için de perspektifin gözlem yapanın kendisine göre olması gerektiğine dair bir düşünceyi savunmak istediğimizi söyleyebiliriz. Vekalet savaşına, savaş alanı olmak çok kötü olabilir, yenilen emperyal bir rakip için bu mağlubiyet hiçbir şey ifade etmeyebilir ama bu durumu deneyimleyen açısından hayatta kalmak söz konusuysa, o zaman bu zaferlere sevinmek özgüvenin göstergesidir. Yeni denemelerde tekrar görüşmek dileğiyle. Esen kalın.

Yazıyı beğendiniz mi?

Ortalama puan 0 / 5. Oylama sayısı: 0

Bunu oylayan ilk kişi olun

RSS
Follow by Email
Twitter
Visit Us
Follow Me
YouTube
YouTube
Instagram

Cevap Yaz

Oturum aç:

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir