D&D Dünyasına Dair Belki de En Başarılı Oyun: Baldur’s Gate 3

Bunu Paylaşın

Dungeons & Dragons 70’li yıllarda bir board game / kutu oyunu olarak başlayan macerasını, sayısız evreler ve medyumlarla zenginleştirerek bir toplumsal fenomene dönüştürürken, fenomenin son halkası bilgisayar oyunları olmuştu. Bugün, işte bu oyunların belki en sonuncusuna değil ama muhtemelen en iyisine bir saygı duruşunda bulunacağız, karşınızda; Baldur’s Gate 3.

Larian Studios‘in başyapıtı, giriş sinematiğinin özetlediği şekilde Forgotten Realms / Unutulmuş Diyarlar‘ın yeni tehditi yani zihin köleleri Illithid’lerin Faerun‘a dehşet saçtığı bir baskınla başlar. Baldur’s Gate‘den, Avernus / Dokuz Cehnneme uzanan sinematik boyunca ana karakter -en azından burada seçilen ana karakter- Lae’zel‘in gözünden izlediğimiz sekansta Illthid’lerin ana düşmanı Githyaki Irkı ve ejderhaları tarafından takip edilen gemi, aldığı yaralardan kurtulamayacak ve Vahşi Doğa /Wilderness’a düşecektir. Oyun burada başlar ve oyuncu aslında RPG türünün özelliklerinden bir olarak kendisine yoldaşlar, güçler, büyüler, müttefikler ve questler bularak hikayenin sonuna doğru yolculuğun tüneline girer.

Bununla birlikte ortalama yüz elli saat süren bir oyunu ve yaklaşık altmış yıllık bir lore özetini yapmak amacımız değil. O sebeple perdeler, karakterler, oyunun alamet-i farikaları ve üstünlüklerini anlatmakla yetineceğiz. Bu bir anma ve saygı duruşu, bir walkthrough değil.

D&D zarları oyuna direkt olarak girerken, kutu oyuncusuna yakın gelirken bilgisayar oyuncusunu da kader ile tanıştırıyor.

Oyun üç perde olarak tasarlanmış. İlk perde Vahşi Doğa ve Karanlıkaltı’nda, ikinci perde Gölge Lanetli Topraklar’da ve final perdesi de Baldur’s Gate şehrinde geçiyor.

İlk perde Vahşi Topraklarda, Saltık/Absolute adlı bir yeni Tanrı’nın müritlerince mülteci durumuna düşürülen halkı önce korumak ve sonra da Baldur’s Gate’e ulaştırmak amacıyla tasarlanmış. Saltık, müritlerinin beyinlerini oyunun açılış sinematiğinde gördüğümüz beyne yerleştirilen solucan şeklinde parazitler vasıtasıyla yönetiyor ve bu parazitlerden oyuncu ile neredeyse tüm yoldaşları da mustarip. Aslında denilebilir ki, onları birleştiren de bu, yani bu parazitlerden kurtulmak. Ancak buna daha var…

Perdenin diğer önemli mekanları Saltık’ın ana müritleri olan Goblin Kampı -ki çok önemli bir yerde kurulu-, olağanüstü görselliği ile yeraltı dünyası olan Karanlıkaltı ve Dağ Geçidi. Aslında Baldur’s Gate’e giden yol bu.

Birinci Perde ayrıca neredeyse tüm yoldaşlarla tanışılıp ekibe katıldıkları perde oluyor. Zaten daha sonra katılan karakterler oyun mekaniği gereği müttefik oluyorlar, yoldaş değil. Birinci perde ile ilgili söylenmesi gereken bir başka karakter de Dream Visitor / Rüya Ziyaretçisi oluyor. Oyuncunun başta kendi tercihleri ile tasarladığı karakter -bu tasarlama inisiyatifi oyuncunun başına önemli işler açıyor daha sonra- olağanüstü gücü ve güvenilirliği ile oyuncuya rehberlik etmeye başlıyor.

İkinci perde Gölge Lanetli Topraklar adını taşıyor. Bu aslında eskiden çok güzel bir orman olduğu anlaşılan bölgede, bir lanet kol geziyor. Perdenin tüm hareket motoru ışık oluyor. Işığa ulaştıran her şey aşama aşama işe yarıyor. Önce meşale, sonra bir Selene -Ay Tanrıçası- müridi ve en sonunda da büyülü bir lamba.

Bu perdenin bir başka önemli olayı Shadowheart / Gölgeyürek karakterinin girdiği Shar sınavı oluyor. Karanlık Tanrıçası’nın sınavı oyun için pivotal bir öneme sahip. Perdede eski oyuncuların çok iyi tanıdığı bir başka karakter Jaheira da takıma katılıyor.

Perdenin en önemli bölümü ise, aslında oyuncunun tüm olan bitenin yüzeyde görünenden farklı olarak anladığı Moonrise Towers’ın ele geçirilmesi oluyor. Bu noktadan sonra oyuncunun düşmanı belli olduğu gibi, amacı da parazitlerden kurtulmaktan, Faerun’u kurtarmaya dönüyor.

Üçüncü perde diğer ikisinden çok daha uzun ve çok boyutlu bir perde olarak efsanevi şehir Baldur’s Gate’de geçiyor. Oyunda kilit görevi gören iki nether taşının ve sahiplerinin bulunduğu şehir, bu karakterlerle ve statüleri ile çok karmaşık olmakla kalmıyor anaa hikayeyle çok ilintili bitmez tükenmez yan görevleri ile de büyük bir zenginlik ve stres getiriyor oyuncuya.

Karşınızda Baldur’s Gate aşağı şehir. Aradığınız her şey bu pazarda.

Stres, çünkü oyuncu Baldur’s Gate’in yönetimine, yaklaşmakta olan Saltık istilasına, bir ölüm tarikatına, kendisinin bir ahtapota dönüşme ihtimaline, Githyaki gazabı ya da yardımına, Rüya Ziyaretçisinin kimliğine, yoldaş ve müttefiklerinin gerek toplanması gerekse de son kapasitelerine ulaştırılmasına kadar, o kadar çok açık ucu elinde tutuyor ki, alternatif sonlardan iyi bir tanesine ulaşabileceğine dair ümidi gerçekten asgari bir düzeyde kalıyor.

Bu perdenin önemli mekanları olarak, girişteki Mülteci Kampı, Ejderha Geçidi -ki politik olarak şehrin kalbinin attığı yer-, Aşağı Şehir, Umut Evi /Avernus, kanalizasyonlar ve son savaşın geçtiği yukarı Şehir sayılabilir.

Spoiler’ı mümkün olduğu kadar az tutarak, ilk nether taşından -Değirmen taşı- bahsetmemiş olsak da Baldur’s Gate’te olup bu nether taşlarının sahiplerine dair de size kısa bir bilgi vereceğiz. Bu sayede nether taşları ve ilk alternatifinden de bahsetmiş olacağız.

Kahramanımız ve tüm yoldaşlarının parazit kapmış olduğundan ve aslında kısa süre içinde Illithid’e yani çok kapasiteli olmakla birlikte zihin kölesi olan ahtapotlara dönmesini engelleyen şey astral prizma adındaki bir Githyaki silahı. Rüya ziyaretçisi ile prizma arasındaki bağ ortaya çıktıktan sonra ise odak nether taşlarına dönüyor. Buna göre oyunda alt edilmesi gereken olguya karşı da tek silah bu nether taşları.

Üç taşın üç sahibi olması sebebiyle de ikili ittifaklar ve diğerinin yok edilmesi ihtimali esas konsept oluyor. Oyuncunun ahlaki bir yol seçeceği varsayılırsa bu taşların diğer iki sahibinden birinin Bhaal – cinayet tanrısı- müridi ve bir cinayet tarikatının lideri olan Orin The Red / Kızıl Orin, ve diğerinin de Baldur’s Gate’in başa yarı gönüllü bir darbe ile geçen diktatör Enver Gortash olduğunu belirtmemiz yeterli. Bu durum özellikle Baldur’s Gate’de müttefik toplarken – ki bu müttefikler potansiyel bir ejderha, idama mahkum bir konsül, şehrin korunmasından sorumlu ve yoldaşlarımızdan birinin babası olan bir dük ve şehrin mafya lideri- olağanüstü zor bir politik dans gerektiriyor.

Bu noktada karakter ve oyunun gidişatına bir es vererek oyunun siyah beyaz bir karaktere sahip olmadığına dair önemli bir olguya değineceğiz. İkinci perdede karşılaştığımız ve nether taşının ilk sahibi onurlu fakat yoldan çıkmış Ketheric’in, kızını hayata döndürmek için ölüm tanrısı Myrkul’a ruhunu sattığını, Gortash’ın küçükken ebeveynleri tarafından Avernus / Dokuz Cehenneme satıldığını, Orin’in de ailesinin -ki ailede ne aile, burada bahsetmeyeceğimiz oynanabilir karakter The Dark Urge seçilirse tüm hikaye değişiyor- baskısı ile annesine mal olan sürekli bir kendini ispat çabası yüzünden bir canavara dönüştüğünü ifade etmek yerinde olur. Bu karakterlerin hiçbiri jenerik olarak kötü değiller fakat farklı boyutlarda kötülüğün eline düşmüşler.

Üç nether taşı ve üç antagonist; Orin The Red, Ketheric Thorm ve Enver Gortash

Evet Baldur’s Gate’de büyük sırlar ortaya çıktııktan, müttefikler edinildikten ve gerek seviye ve gerek ekipman toplamak gibi bir RPG‘nin en keyifli yollarını tükettikten sonra gelinen final de kendi içindeki episod ve seçimleri ile Faerun’a resmen yeni bir şekil veriyor. Ve bu şekiller bilinen bütün oyunlardan daha fazla varyasonda olabiliyor. Bu kesin bir alamet-i farika.

Kısa da olsa oyuncunun yoldaş ve müttefiklerine değinmek yine oyuna saygımızın bir göstergesi olacaktır. Çünkü karakterler sadece sınıflarıyla değil, kişilik ve tarihçeleri ile de üç boyutlu ve çok iyi tasarlanmışlar.

Soldan sağa üst sıra: Shadowheart / Gölgeyürek, Lae’zel, Wyll, Minthra, Jaheria. Alt Sıra: Halsin, Astarion, Karlach, Minsc, Gale.

İlk karakterimiz Lae’zel olacak, bu yakın dövüş ustası, Githyaki tanrıçasına bağlılığı ve güvenilir karakteri ile gerçek bir yoldaş. Aynı zamanda oynanabilir bir karakter. Ancak Illithid parazitlerinden birini taşıdığı için ırkından yana hayal kırıklığına uğrama ihtimali karaktere trajik üçüncü boyutunu katıyor.

Astarion ise bir vampir, hem karanlıklarda gizlenen bir kaçak hem de İngiliz Kraliyet Ailesi tınısında bir aksana sahip olarak olağanüstü karizmatik, kurnaz, ahlaksız ve kesinlikle güvenilmez olan karakter. Bununla birlikte bir kez güveni kazanıldığına; yalnız rogue sınıfında -özellikle zar atışlarında- ve suikastlerde inanılmaz işler görmüyor, onu yüzyıllarca köle eden efendisinden aldığı intikamla da oyuncunun gönlünde taht kuruyor.

Gale, bir büyücü hem de öyle bir büyücü ki, büyü tanrıçası Mythra’nın sevgilisi olmaktan, benliğinde tüm Faerundan farklı ve alternatif bir büyü ağı taşıyacak kadar. Ancak gördüğümüz haliyle Gale bu şanlı geçmişten sonra yokuş aşağı inen bir karakter. Gale’i kurban yerine yoldaş eden bir oyuncu gerçek bir dost kazanıyor.

Gölgeyürek / Shadowheart ise Karlach ile birlikte belki de en duygusal ve gizemli tarihçeye sahip karakteri. Bir Shar -karanlıklar tanrıçası- müridi olan karakter, geçmişinde çok farklı bir tarihçe taşımakla kalmıyor, kaybını tamamen geri alabileceği ancak büyük bedeller ödeyebileceği de bir sınavdan geçmek zorunda kalıyor. Yarı elf gerçek bir bilmece.

Wyll, soylu bir kan, kahraman ve kendini fedaya meyilli bir ruh ve halkını korumak için bu ruhunu Mizora adlı sevimli, çekici ve aynı zamanda hukukun açıklarına mükemmelen hakim bir şeytana satan bir warlock. Bir yandan babasını, diğer yandan ruhunu ve Baldur’s Gate’i aynı anda kurtarmaya çalışan karakter, bir ejderha kadar keskin ve antik bir gücü temsil ediyor.

Ve Karlach! Arkı en trajik olan karakter. Barbar bir tiefling olan bu devasa savaşçı kız, Avernus’ta savaşmak için zorla alıkonulmuş, Gortash’ın ihanetine uğramış ve kalbi yerinde, yüksek ısı nedeniyle durmaya mahkum bir cehennem makinası taşımakla birlikte neşeli, sadık ve bir dost. Oyuncunun “Soldier!” selamlamasıyla tanıdığı karakter, büyük bir zafer sonrası sonunun yakın olduğunu ilk defa fark edişiyle geçirdiği aydınlanma karışık krizle oyuncuyu çok üzse de, çok varyasyon ve olasılıklı oyunda belki de her şey mümkündür…

Müttefikler olarak iki elf druid Jaheira ve Halsin ile korucu Minsc‘ten bahsedebiliriz. Özellikle Jaheira ve Minsc’in Rus aksanı ile konuşması da ayrı bir detay. Yine oyunun bitmez kombinasyonlarından birinde, karanlık bir olasılıkta Minthara da bir kara elf / drow paladin olarak müttefik olabiliyor. Karakter çok zeki, ırkının öelliği olarak çok gri ve çok tehlikeli ancak çok da işe yarıyor.

Combat mekaniklerindeki D&D zenginliği, büyü türleri, yardımcı iksirler, simya, pasif ve aktif özellikler, dört karakterin bir takım olarak birbirini tamamlaması dolaysıyla taktikleri ve zarların, kaderin getirdiklerini temsili açısından BG3 tam bir tatmin.

Teknik, taktik ve stratejinin hayal gücü ile birleştiği yerde BG3 gerçek bir savaş simülasyonu sunuyor oyuncuya.

Yine sanat yönetimi, karakter ve mekan tasarımları ve diyalog zenginliği ile de gerçek bir alternatif dünya sunuyor oyuncularına. O kadar ki, bu da olmaz dediğiniz her şey bir sonuç veriyor. Oyun oynanmıyor adeta yaşanıyor. Açık dünya ile açıklanamayacak bir özgürlük bu ve bitmez tükenmez senaryo varyasyonlarına yol açan diyaloglarıyla oyunun net şekilde alamet-i farikası denilebilir.

Ve o zarlar… Oyunun hayranlarına kutu oyununu hatırlatan o salt zevk, D&D’ye yabancı olanlar için de tırnakları yediren bir heyecana yol açıyor. Böylece altmış yıla yakındır var olan bir kültürü de oyun dünyasında olabilecek en yetkin teknolojiyle temsil etmiş oluyor. Biz de alkışlıyoruz…

Oyun dünyasının, hayata alternatif veya simülasyon olma yolunda iddialı bir başka eserinde görüşmek dileğiyle ama hayatı unutup kaçış olarak oyun oynamamak kaydıyla, hoşça kalın. Tıpkı Gandalf‘in Bilbo‘ya söylediği gibi, “Hayat kitaplarda değil Bilbo, orada, dışarıda!”

Yazıyı beğendiniz mi?

Ortalama puan 0 / 5. Oylama sayısı: 0

Bunu oylayan ilk kişi olun

RSS
Follow by Email
Twitter
Visit Us
Follow Me
YouTube
YouTube
Instagram

Cevap Yaz

Oturum aç:

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir