Yaklaşık üç sene süren bekleyişin sonunda Avatar: Ateş ve Kül / Avatar: Fire and Ash bu hafta sonu vizyona girdi ve bizler de sinema tarihinin bu önemli serisini sizler için izledik. Filmin incelemesine geçmeden önce geleneksel spoiler / sürprizbozan uyarımızı yapalım ve fragmanı izleyelim.
Film ile ilgili ilk olarak belirtilmesi gereken nokta Ateş ve Kül’ün, şu an için beş ve belki altı ile yedincisi yapılacak serinin geçiş filmi olarak dikkat çekmesi oluyor. Bu sebeple de bir ara filminin yaşadığı tüm handikapları da son derece doğal olarak yaşıyor.
Bununla birlikte filmin üzerinde durduğu iki nokta, yani değişen jenerasyon ve Pandora‘nın bir nevi ruhu olan Eywa’ya dair uyandırdığı veya çözmeye başladığı gizemle yapım, yine de kendisine iki ana dayanak bulmayı başarıyor.
Jenerasyon değişimi, doğal olarak birçok girift konuyu da beraberinde getirerek filmin 3 saat 17 dakikalık kolossal bir uzunluğa ulaşmasına da sebep oluyor.
Bu evrenin yeni lideri olacağı anlaşılan Lo’ak’ın (Britain Dalton) vicdan azabının temsili ile perdesini açan filmin sonu Lo’ak’ın bu psikolojiyi aşıp inisiyatifi alması ile gelirken, yine babası Jake Sully (Sam Worthington) de bu asi çocuğun karakterinin bir sorun olmadığını, sadece lider bir karakterin özelliğini taşıdığını kabullenmiş oluyor. Böylece evrensel bir konsepte de eğilinmiş oluyor. Yapım, Lo’ak ile balina/Tulkan ruh kardeşi isyancı Payakan’ı eşleştirerek de güçlendirdiği bu konseptle yeni bir dünyanın yeni lider ve yaklaşımlara ait olacağının manifestosunu ilan etmiş oluyor.
Jenerasyon değişiminin diğer ucunda ise babasız bir melez olarak doğan ve Eywa ile tek taraflı da olsa peygambervari bir ilişkisi olan Kiri (Sigourney Weaver) ve dünyalı ergen bir insan olan Spider (Jack Champion) bulunuyor. Bu iki genç sevgili de iki farklı yoldan senaryoda iki görev üstleniyorlar.
Kiri’nin rolüne biraz da spoiler / polemik bazında değineceğimiz için Spider ile başlayacağız. Spider, Albay Quaritch’in (Stephan Lang) direnişçi saflarındaki oğlu olarak Quaritch’e üçüncü bir boyut katıyor: “Baba”. Quaritch kazandığı bu fonksiyon sonucunda Jake ile birkaç kez işbirliği yapmaktan öte marine/deniz piyadesi koduyla da izleyicilere bir nostalji yaşatıyor. Hatta denilebilir ki, bu üçüncü boyut ona ateş klanı lideri Varang (Oona Chaplin) ile ilişkisini de denkleme katarak bir darbe fonksiyonu da katacak bir seviyeye ulaşıyor. Film bu noktaya gitmiyor ancak Quarritch’in Pandora ile bir Na’vi olarak ilişki kurmasına gidebilecek finali ile karaktere dair bir ipucu vermeyi de ihmal etmiyor.
Spider’ın Quaritch’in arkına ettiği yardım, karakterin tek fonksiyonu değil. Kiri’nin mucizesi sayesinde Pandora’da nefes almaya başlayan bu çocuk, insanlığın gezegeni tamamen kolonileştirmesi ile sonuçlanabilmesine yardım edebilecek bir değer kazanması ve bir insan olarak zaten oğlunu kaybeden Neytiri‘nin (Zoe Saldana) hedefinde olmasının yanı sıra, Jake’in de içine sürüklendiği korkunç bir mantık / vicdan çekişmesinin sonucu olarak da merkezi bir role sahip oluyor.
Fakat başka bir gezegende bir yabancı olarak yaşayan bu çocuk, sürekli işe yaramak ve kendisini ispat etmek için, hatta babasının pahasına bunu yapmak zorunda hissettiği için, bahse konu mantık / vicdan çekişmesinin climax anı da tüm filmin en önemli ve en özel anı oluyor. Spider’ın o anda sorduğu soru; “Beni seviyor musun?” gerçekten ruha dokunmakla kalmıyor müthiş bir senaryo mühendisliğini de işaret ediyor. Spider’ın karakter arkı bu filmin aslında en iyi yazılmış, en gerçekçi ve en hazin öğesi oluyor bir başka deyişle.
Karakterin, Eywa ile ilişkisinde kapana sıkışmışlığından dolayı yardım ettiği bir başka karakter olan Kiri ise naif ergen vücudunda çok büyük bir güç taşıyor. Çok isabetli bir seçimle 76 yaşındaki Sigourney Weaver‘in seslendirdiği ergen karakterin Eywa ile ilişkisi serinin ikinci filminde hissettirilmiş olsa da Eywa’nın mahiyetine dair ilk nüve esas bu filmde kendini gösteriyor.
Bu noktada, saf bir polemik olarak ancak son iki filmin verdiği ipuçlarına da dayanarak Eywa’nın bir tür kolektif organizma ve tek bilinç olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Esasen bu zaten bir sır değil fakat işin polemik kısmı şu ki, Eywa yapay zeka bazlı bir tür yaşam simülasyonu çıkacak gibi duruyor. Yani Na’vi ve tüm Pandora bir tür environmental deney havası veriyor.
Öyle sanıyoruz ki Pandora’da nefes alan Spider ile deneyin ikinci fazına geçiliyor; Eywa, melez bir tür ile Pandora’da yaşamı veya alegorik olarak yeni bir jenerasyonu deneme sürecinin tam ortasında. Bir başka deyişle Eywa insanları biyosistemine/simülasyonuna katmaya karar vermiş gibi görünüyor. Bunu, yeniyetme sevgililer Kiri ve Spider’ın ilişkisinden meydana gelecek bir çocukla önümüzdeki filmlerde göreceğimizi sanıyorum.
Filmin tretmanına değinmeden yaptığımız bu senaryo ve karakter analizi esasen tretman için yeterli derecede bilgi verse de bu haliyle eksik kalmaması için değineceğimiz bir karakter ve arkı daha var; Varang. Ormanı, volkanik bir patlamada yok olduktan sonra post-apokaliptik bir toplum haline gelip Eywa ile ilişkisi kesilen -veya bilinçten yoksun kalan- bu halkın bilincini temsil eden karakter, salt bir güç bilinciyle ve kolektif Pandora deneyimi dışında hareket ediyor.
Bir başka güç merkezi olan Quaritch ile ilişkisi sonucunda ateşli silahlara ve yine Quaritch’in deyimi ile bir eşite kavuşan karakter -çünkü halkı tamamen onun kolektif zihninin parçası durumunda- zihinsel bağı ile işgal ettiği diğer tüm karakterleri yönetiyor. Kiri yani Eywa ile olan zihinsel kapışmasında yenilip kaçan Varang’ın bu mağlubiyetten nasıl bir sonuç çıkartacağını önümüzdeki başlıklarda göreceğiz çünkü bu mağlubiyet, karakterin yalanının -Eywa’nın dışında kalmak- ortaya çıktığı da anı temsil ediyor aynı zamanda.
Bu kısım önemli; çünkü Varang, Quaritch ile olan ilişkisinde, Quaritch’in Spider vasıtasıyla sahip olduğu üçüncü boyuttan mahrum. Bu sebeple çadırının vulva temsili girişinden, sürekli cat walk yürümeye kadar sadece bir güç ve seks ara yüzü olarak arz-ı endam ediyor sahnede. Unutmadan belirtelim, Ateş ve Kül, serinin en seksüel temalarına sahip başlığı.
Evet, buraya kadar değindiğimiz noktaların da açıkça belli ettiği üzere, Avatar: Ateş ve Kül, daha sonraki filmlere doğru giderken, gerek karakterlerin gelişimi gerek tüm hikaye açısından çok iyi, tutarlı ve açık uçları son derece başarılı şekilde kapayıp açan bir senaryoya sahip. Bununla birlikte bu ana hatlar ve karakter detayları dışında olay kurgusu biraz kesik kesik ve/veya climax anlarında son derece de klişe.
Ne demek istiyoruz? Şunu; yapım zaten alamet-i farikası olan olağanüstü görsel dünyası ve bir rüyayı olabilecek en iyi şekillerde temsil eden masalsı yapısı içinde – örneğin genç jenerasyonun tulkanlarla yüzdüğü sahne pekala bir cennet tasviri olabilecek kadar güzel ve ruhu yükseltici bir mutluluk verebiliyor izleyiciye- olay kurgusunu da masalsı tutuyor. Diyor ki; ana hikaye bu, olan biten bu, görsellik ve efektlerin sunduğu set de bu. Şimdi artık bunları içine yerleştirdiğimiz kurgu içinde biraz da katarsis yaşayın. Net sonuçlar ve şoklar serinin sonunda gelecek. Şimdilik, üzgünüz!
Gerçekten de final sahnesi, ilk ve ikinci filmin sonundaki iki sahnenin editi gibi duran ve hangi karakterin,- bu Tulkanlar, Eywa, sürü sürü savaşçı kuşlar, Toruk ya da mürekkep balıkları olabilir- ne zaman sahneye gireceği, herhangi bir izleyicinin bile “şimdi” diyebileceği kadar belli bir yapım Ateş ve Kül. Ancak bu sahnede hakkı yenmemesi gereken bir sembolizm ve görselliği de es geçmediğini belirtmemiz gerekir yapımın; güneş tutulması.

Stanley Kubrick veya Christopher Nolan‘ın filmlerini aratmayacak bir güneş tutulması sahnesi ile perde yüce bir karanlığa bürünmekle kalmıyor, çatışmanın kimin lehine gittiğini de güneşin göründüğü ve görünmediği anlara göre değiştirdiği sembolizmi ile umuda dair de güzel bir mesaj veriyor.
Evet, sinema tarihine şimdiden geçen James Cameron‘un Avatar serisinin bu ara halkasına değindik bugün. Bir başyapıtla karşı karşıya olmadığınızı ve büyük bir hikayenin gelişme kısmına şahit olduğunuzu bildiğiniz sürece bu geçiş filminden de büyük bir keyif alacağınızdan şüphe yok. Güzel mesajlar da veren bu filmi herkese öneriyoruz. Serinin yeni başlıklarında da tekrar görüşebilmek dileğiyle…
İlginizi Çekebilir
Babalar Ve Çocuklarını Konu Alan Kafası Karış...
Sinema Salonlarından Bir Şaheser Geçiyor - Du...
Transformers: Rise of the Beasts - Türünün Eğ...

Merhaba, ben Murat B.Sarı. Eğer sitemizi ilk döneminde takip ettiyseniz beni “Yarıaydın” olarak hatırlayabilirsiniz. Aslında bu rumuz hakkımda oldukça açıklayıcı denilebilir. Yani şu evrendeki bilginin ne kadarına hakim olabilir ki insan? Günümüz dünyasında “T” insan olmak makbul ve ben uzmanlığımın sanata dair herşey hakkında olmasını yeğliyorum. Umarım bunu birlikte başarırız. Yeni maceralarda görüşmek dileğiyle…



