Wells’in Açtığı Yolla İlham Verdiği Az Bilinen Bir Kitap: First Men in the Moon / Ay’daki İlk Adamlar

Bunu Paylaşın

Bugün Viktoryen dönemin ve aslında tüm bilim kurgu edebiyatının en büyük isimlerinden H.G. Wells‘in 1901 yılında yayımlanan klasik bilimkurgu eseri First Men in the Moon / Ay’daki İlk Adamlar eserini, özellikle de tetiklediği bilimsel polemiklerle kısa da olsa inceleyecek ve bir saygı duruşunda bulunacağız.

Eserin macera, sosyal hayat ve ekonomi üzerine yorumları da olmakla birlikte -ki bunlara kitabın tretmanında değineceğiz- temelde bilimsel anlamda iki devrimsel düşünceyle klasik olduğu söylenebilir. Hive Mind / Kovan Zihni ve Yerçekimsiz Seyahat.

Ama önce tretmana bir başka deyişle hikayenin kendisine değinelim.

Hikaye, odaklandığı konu ve konseptler dışında oldukça sınırlı tutulduğu için hemen ana konu ve sahnesine girer. Buna göre, başarısız bir iş insanı olan Bedford ile eksantrik bilim insanı Cavour’un tanışmasıyla başlar. Cavour, yerçekimini engelleyen “Cavorite” adını verdiği özel bir madde icat etmiştir. İkili, bu maddeyle kaplı küre şeklinde bir araç inşa ederek Ay’a doğru yola çıkarlar.

Ay’a vardıklarında, yüzeyin altındaki devasa mağaralarda yaşayan gelişmiş bir uygarlık keşfederler: Selenitler. Bu böceksi canlılar bir kovan mantığı ile yani tek bir zihinle yönetilmekte ve vücutları da işlerine göre biçimlenmektedir.

İkili her ne kadar bu “yüksek uygarlık” tarafından hemen yakalansa da, Ay’ın düşük yerçekimi sayesinde -ve eklembacaklı olmadıkları için- rakiplerini alt ederek kaçmayı başarırlar. En azından Bedford kaçmayı başarır.

Cavour ise kargaşada Ay’da mahsur kalır. Cavour kovan zihnin ta kendisi olan Grand Lunar ile temasa geçer ve aynı anda dünya ile radyo iletişiminde kalır ancak insanların tarihini ve yapısını ikiliden öğrenen Grand Lunar iletişimi anden keser. Cavour’un hikayesi belirsizlikle burada biter. Bedford da hemen sonra “işte olan biten bu” gibi bir epilogla perdeden çekilir ve kitap nihayete erer.

Şu ana kadar adıyla ifade etmesek de vurgularımızdan anlaşılacağı üzere kovan mantığı bilim kurgu edebiyatı ve popüler kültüre birçok farklı şekilde nüfuz etmiştir. En bilindik örnekler olarak Starcraft evrenindeki Zerg‘leri ve Independence Day ile Battle: Los Angeles‘ın’ -bu filmin uzaylı karakterleri özellikle selenitlere benzemekteydi- uzaylılarını gösterebiliriz.

Ancak karıncalar ve arılar bazında dünyada da bilinen bir konsept olarak bilimsel bilinirliği olan bu hive mind / kovan zihniyeti konsepti bir yana ondan daha polemiksel ama devrimsel bir konsept fırlıyordu sayfaların arasından: Yerçekimsiz Seyahat.

Evet, tretmanda bahsettiğimiz Cavourite, yer çekimini durduran bir element olarak tamamen plakalarla kapladığı uzay gemisini bir çeşit yerçekimi yelkeni gibi hareket ettirmekteydi. Paneller aya doğru açılıp, Dünya’ya bakan kısımlar kapatıldığında uzay gemisi hiçbir enerji harcamadan aya gidiyor ve tersi işlemde de dünyaya dönüyordu.

Daha sonra popüler kültürde ve bilim kurgu eserlerinde birçok örneği görülen konsepte, Interstellar‘ın Cooper İstasyonu‘nda, Elysium‘un aynı adlı istasyonunda, Mass Effect‘in Citadel‘inde ve Bioshock Infinite‘in uçan şehri Columbia‘da da karşılaşıyorduk.

Ancak konsepte en çok saldıran kişi aslında konseptten en çok etkilenen kişi olmuştu; Arthur C.Clarke. 2001: A Space Odyssey / 2001 Bir Uzay Macerası‘nın kült yazarı -kitap daha sonra Stanley Kubrick‘in elinde belki de sinema tarihinin en büyük filmine dönüşecektir- Wells’in açtığı yolda yürüyerek yerçekimini sıfırlayacak bir yol üzerinde çalışacak ancak Cavourite yani bir yerçekimi yalıtkanı çözümünün imkansızlığını gösterip açıkça eseri hayalcilikle suçlayacaktır.

Clarke yerçekiminin iki şekilde alt edilebileceğini savunmaktadır. Sürdürümsüz/Balistik Sürüş ki örnek olarak santrifüjü gösterebiliriz ve Sürdürümlü Sürüş. Balistik Sürüş’ün bildiğimiz fırlatılan bir cismin, bir süre sonra serbest düşüşünü ifade ettiğini ve bir santrifüj vasıtasıyla dengelenerek yerçekimi meydana getirebileceğini söylemek kısaca yeterli olacaktır. Clarke zaten Dünya’nın merkezkaç kuvveti ile çekim kuvveti arasında kalan uyduların da mucididir.

Sürdürümlü sürüş ise sürekli olarak 1G ivme ile hızlanan ve dolayısıyla sürekli bir yukarı itiş neticesinde oluşan yerçekimini ifade eder. Genel Görelilik Kuralı‘na göre teorik olarak geçerli bu sürüş için gerekli enerji muhtemelen hiç bulunamayacaktır ancak biraz önce saydığımız tüm bilim kurgu materyallerine mantıklı bir ilham olmayı başarmıştır.

Bu arada belirtmek gerekir ki bu güç denkleminin pratik imkansızlığı Interstellar‘ın Michael Caine tarafından canlandırılan karakteri Profesör Brand tarafından da vurgulanmıştır. Çalışmaları sadece bir oyalamadan ibarettir ve Cooper (Matthew Mcconaughey) kara delik görevine gitmelidir.

Bu arada belirtmek gerekir ki Wells’in eseri her ne kadar Clarke’in sert eleştirilerine hedef olsa da sadece bir ilham kaynağı olarak konu hakkında saygıdeğer bir yere sahip değildir; eser Newton Kanunları‘na son derece uygundur. Ne zaman ki Einstein fiziğe referanslılığı ve referanssızlığı anlatan genel ve özel göreliliği getirir, eser o noktada bilimsel olarak polemiksel dayanağını bile yitirmiş olur.

Uzay zamanı ve uzay zamanın bükülmesindne kaynaklanan dalgaları bilmeyen Wells, 1901 için son derece geçerli doğrusal hareket içinde yerçekimine dair mükemmel bir fikir ortaya koymuştur.

Evet şu ana kadar pek değinmesek de, Wells’in eserinin Selenitler’in şahsında yüksek iş bölümü ve propagandaya maruz kalma başlıklarını irdeleyen, kapitalizm ve tek tipleşmeye dair bir eleştiri olarak da değerlendirildiğini belirterek bu kısa ama önemli esere dair yine kısa anmamızı sonlandırıyoruz.

Yeni eserlerde tekrar görüşmek dileğiyle, hoşça kalın.

Yazıyı beğendiniz mi?

Ortalama puan 0 / 5. Oylama sayısı: 0

Bunu oylayan ilk kişi olun

RSS
Follow by Email
Twitter
Visit Us
Follow Me
YouTube
YouTube
Instagram

Cevap Yaz

Oturum aç:

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir