Önce Sinemada Şimdi Stream’de – Hafif Kubrick Ağır Hayat: Kurtuluş Projesi / Project Hail Mary

Bunu Paylaşın

Wattpad‘den, The Martian bir hazine çıkarıp dünya çapında üne kavuşan Andy Weir‘in kaleminden çıkan Project Hail Mary / Kurtuluş Projesi, bizler sinema için geç kalmış olsak da, kiralanabilir olarak stream service kütüphanelerinde kendisine yer bulunca, bize de bu güzel filmi incelemek için bir fırsat sunulmuş oldu. Spoiler / sürprizbozan uyarımız ve fragmanla başlıyoruz.

Film, bekar ve yalnız bir ortaokul biyoloji öğretmeni olan Ryland Grace’in (Ryan Gosling), Petrova Line / Petrova Hattı denilen ve Güneş’ten Venüs’e uzanarak güneşin enerjisini yok eden bir astro virüs istilasına (Astrophage) dahil olmasını -hem de beklenmedik ölçüde dahil olmasını- anlatan hem bir bilim kurgu hem de kişisel hikaye olarak dikkat çekiyor.

Şöyle ki, Grace ciddi ilişkisinden oldukça uzun süre önce ayrılmış, yalnız, zeki, kendisine dair bir değeri ve kendine inancı olmakla birlikte, salmış ve bencil bir karakter olarak karşımıza ilk çıktığında bir kahramanla karşı karşıya olmadığını anlasak da, aynı Grace’in Goldilocks Kuşağının önemini reddeden bir PhD sahibi moleküler biyolog olduğunu anladığımızda işin rengi biraz değişiyor. Üstelik karakterin sadece kapasitesine dair bir değişiklik değil bu. Yaşam için suyun gerekli olmadığını formülize eden bu bilim adamı, yerleşik inançlara saldıran bir anarşist olarak da kendini ilk kez göstermiş oluyor. Yani Grace başta kendisi için olmak üzere yıkıcı ve zararlı bir karakter olarak inceden inceye izleyicinin zihninde kodlanıyor.

Ana tretmana göre; otuz yıl içinde güneşin, enerji kaybı sonucu dünyada yaşamı destekleyemeyecek bir hale gelecek olmasından hareketle çalışmalarını sürdüren dünya bilim çevreleri de Grace’i işte tam bu kabul görmeyen teorisi sebebiyle buluyor: güneşin enerjisini yiyen bu faj su bazlı olmamalıdır.

Grace’in ilk deneylerinde astrophage su bazlı çıksa da hırslı bilim adamımız yine de kendisini projeye dahil ettirebilecek cazibeyi gösterir ve bir tür anaç otorite olan ekip başkanı Eva Stratt’ı (Sandra Hüller) ikna eder. Birbirlerinden otorite ve neşe alışverişinde bulunan ikilinin bu ilişkisi Grace’in, Petrova hattının karbondioksite doğru göç eden bir üreme hattı olduğunu anlaması ile yeni safhaya evrilir. Bu biyolojik enerji depoları, ışık hızına yakın seyahat için kullanacak uzay gemisi ile, etraftaki tüm yıldızları enfekte eden bu salgından korunabilen tek sistem olan Tau Ceti‘ye gidiş için kullanılacaktır.

İki farklı zamanda akan filmin aslında uzayda ve bu yolculukta tek başına uyanan – ve hiçbir şey hatırlamayan- Grace ile başladığını ifade etmemiz gerekir. Bu düzlemde uzun uykuda kaybettiği iki arkadaşını uzaya törenle yollayan Grace, yavaş yavaş yukarıda olan biteni hatırlamaya başlamakta, gemi ve görevine dair de bilgi kırıntıları edinmektedir. Kubrickvari bir estetiğin, hem de soğuk bir estetiği yavaş yavaş ehlileştiği ve flashbacklerle de kurduğu bu sekansın ortalarında Grace Tau Ceti’ye varmakla kalmaz orada şok bir şeyle karşılaşır: aynı soruna çözüm arayan başka bir uzay gemisi.

Ben kimim ve neden uzayın ortasında tek başımayım?!

Bu geminin içindeki son derece sevimli, taştan yapılmış -Grace bu canlıya Rocky / Kayalık adını verecektir – ekolokasyon ve titreşimle hem gören hem de duyan zeki bir uzaylı ırkı Eridian’a mensup bu canlı ile tanışma ve anlaşma sekansları Denis Villeneuve‘ün Arrival‘ından ayrı kalmasa da doğallığıyla izleyiciyi daha çok kendisine çeker. Zaten film yer yer eriştiği Kubrick görkemini de bilinçli olarak hafifleterek görsel ve mood tavrını ortaya koymaktadır.

Flashbackle, eğlenceli ve zeki bir iletişim ile takımdaşlık sekansları sonucunda astrophage’in Tau Ceti’deki Taumoeba bakterileri tarafından yok edildiğini anlayan ikili, filmin hem görsel hem de adrenalin başlığındaki climax sekansı ile -ve mükemmel bir soundtrack eşliğinde- bu bakteriyi toplamayı başardığında, film bilim kurgu konusundaki misyonunu tamamlayacak ve aslında hepimizin hayatının bir özeti sayılabilecek bir sıradanlıkla Grace’in evrimine dönecektir.

Bu düğümün bağlanması sekansında izleyici; Grace’in gemiye aslında zorla bindirildiğini ve dünyanın kaderini çizebilecek ve üstelik otuz yıl içinde zaten ölecekken bu görevden ölesiye kaçmaya çalıştığını öğrenecektir. Yapayalnız ve kimseye faydası olmayan bu adamın seçimi, daha sonra aslında Rocky’nin eşi için hissettikleri ve kendi yolculuğunu altı sene uzatacak şekilde Grace’e yakıt desteği vereceğini söylemesi sonrasındaki değişimi çok iyi tanımlayacak ve konunun aslında bir adamın sorumluluk alıp görünen hiçbir faydası olamayan prensipler uğruna sorumlu bir erkeğe dönüşmesi olduğunu açık edecektir.

Eva’nın anne otoritesi ve bir çeşit metaforik evlilikle Grace’i mecbur ettiği bu devrim kıvılcımı, Rocky ile anlam bulacak, filmin hafiflemiş ve hatta klişe gibi görünen ama klişe olmayan finalindeki sorumluluk gösterisi ile tamamlanacaktır. Grace dünyayı kurtaracak, Rocky’nin dünyasını kurtarmasına yardım edecek, dünyaya dönmemeyi göze alacak ve bu eylemlerinin sonunda evrenden bazı ödüller alacaktır.

Öncelikle dünyaya dönme fırsatını bulacaktır. Ama daha kafa karıştırıcı olan, Rocky nezdinde yaşam için suyun bir şart olmadığını kanıtlaması olacaktır. Grace haklı çıkmıştır. Grace ayrıca sorumluluk duygusunu, Eva’nın zorunlu sorumluluk yüklemesinde değil, Rocky’nin -Grace’in kız arkadaşının yeni sevgilisinden nefret ettiğini söyleyen Rocky’nin…- mentörlüğünde belki de bir baba figüründe bulacaktır. Böylece film eksik olan son kurtuluş fonksiyonuyla sona erecektir: Grace de kurtulmuştur ve bu da aslında Project Hail Mary’den daha yüksek bir başarı olasılığıyla başlayan bir macera değildir.

Arkadaşlık ve mentörlüğün en evrensel hali

Hail Mary mucizesi kadar küçük bir ihtimali başaran projede Grace’in hikayesi, büyük bir potansiyelin aynı zorluktaki gerçekleşmesi hikayesidir bir başka deyişle. Bu aynı zamanda bir mesajdır da; konfor alanında değişim olmaz

Filme dair genel bir değerlendirme yaparsak, gerekli yerlerde gerekli efektlerin, uzay mekaniğinin ve olay örgüsü mantığının son derece başarılı ve yerinde oturtulduğunu söylememiz gerekir. Yer yer parlayan climax anları ile izleyiciyi alan soundtrack albüm de yine dillendirilmeye değer.

Bununla birlikte filmin bu anlamda alamet-i farikası seçimi oluyor; görkemin gerekli anlarda ve farklı dillerde tam olarak hissedilmesi ancak hayatın alışma ve doğallığı içinde çabuk içselleştirilerek bilinçli bir şekilde yabancılaşmadan kaçınılması.

Bir ebru gösterisinden unutulmaz bir şölene yolculuk.

Yine Andy Weir’in özellikle Xenon gazı bazlı Xenonite alaşımında kendini gösteren kurucu bilimsel sac ayakları ve tüm konunun bir bilimsel teori olmasının bir wikipedia makalesi gibi seyircinin üzerine saçılmaması ve bir hard sci-fi yerine uzayın yüceliğinde bir arkadaşlık ile bir adamın kendini bulması hikayesinin baskın kalması, yine filmi elit bir sanat eseri haline getiriyor.

Oyunculukların üzerinde toplandığı üç karakter olan Grace, Eva ve Rocky’den bahsedersek, James Ortiz’in mükemmel seslendirmesi ve hareket ritmiyle Rocky’yi unutulmaz bir figür haline getirdiğinden, bir adamın evrimini hiç abartmadan veya gözünde kıvılcımlar saçmadan gösteren Ryan Gosling’in sınıfı rahatlıkla geçtiğinden -özellikle aktörün dünyadaki komaya sokulma ve taumoeba toplarken o çok korkunç ortamda gösterdiği performanslar usta işi- ve Eva rolündeki Eva Stratt’ın çok düz görünen Aman disiplini abidesi karakteri arkasındaki tüm duyguları mükemmel bir nüans ayarıyla izleyiciye geçirdiğinden bahsetmemiz gerekir.

Otorite, cazibe ve kendine beğendirme, hepsi bir karede…

Bilinçli seçimi nedeniyle cool bir 2001: A Space Odyssey olarak anılmayacaksa da, Project Hail Marry kendine özgü ve doğal yapısına eşlik eden sade ve çok derin mesajıyla sadece türü sevenlerin değil hikaye anlatımını seven herkesin gözünde özel bir yere sahip olacaktır.

Yazıyı beğendiniz mi?

Ortalama puan 0 / 5. Oylama sayısı: 0

Bunu oylayan ilk kişi olun

RSS
Follow by Email
Twitter
Visit Us
Follow Me
YouTube
YouTube
Instagram

Cevap Yaz

Oturum aç:

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir