Ryan Coogler ve sıklıkla birlikte çalıştığı Michael B.Jordan‘ın son ortaklığı olan Sinners / Günahkarlar’ı konuk ediyoruz bugün. Bu özel filmi incelemeye başlamadan önce spoiler / sürprizbozan uyarımızı yapalım ve fragmanı izleyelim.
Sinners’a dair ilk gözlemimiz, senaryo mimarisinin uzun uzadıya ve detaylı şekilde düşünüldüğü ve birbiriyle ilintili üç farklı karakteri başarıyla birleştiriyor olması oluyor. Sinners aynı anda bir ırksal siyaset, bir korku janra örneği ve belli açılardan da bir vampir romansı.
Sinners’a dair ortaya koyacağımız diğer gözlem ise bu farklı karakterlerin sadece senaryoda değil sinematografide de kendini göstermesi. Sinners aynı anda bir dönem filmi, geniş ve uzun planları ile bir manzara şöleni ve olağanüstü iyi soundtrack albümüyle bir müzikal.
Dilerseniz biz de sırasıyla önce bu öğeleri ve birbirleriyle ilişkilerini inceleyerek film hakkındaki son hükmümüzü açıklayalım.
Öncelikli olarak Sinners güneyin harika manzaraları ve tarımsal ekonomisini bir başka deyişle siyah, beyaz ve pamuğu kendisine ana set olarak seçiyor. Fakir olmakla birlikte gerçek bir dünyanın gerçek insanları başlarının çaresine baktıkları ölçüde güçlü ve cazip bir şekilde karşımıza çıkıyorlar böylece. Ve sadece ana karakterlerden bahsetmiyoruz: Eski köle, sonraki ikinci sınıf durumundaki siyahi toplumun gözünden bambaşka bir bakış açısıyla gerçek bir doğadaki gerçek insanlardan bahsediyoruz; kota dolduran, aile bakan ve aynı zamanda yaramazlık yapan. Arkadaki kültürel öğeler olan müzik ve kilisenin de eklenmesiyle, siyahi toplum woke kültürün iyi niyetle de olsa ulaşamayacağı gerçek ve bambaşka bir şekilde resmediliyor; beyazları “soluk benizliler” olarak anan kendine güvenli ve bireyler olarak.
Filmin bu en güçlü noktası onu bir klasik değilse de her zaman anımsanacak bir sinema olayı yapacak kadar kuvvetli. Dahi müzisyenin geçmiş ve geleceği bağladığını gösteren, bence sinema tarihine geçecek adı konulmamış müzikal performans sahnesi ile de -bu sekans saykodelik olduğu kadar Afro-Amerikan blues ve tüm müzik geleneği için de bir belgesel niteliğindeydi- bu öğeyi somutlaştıran film, bu karakterleri ile kendine sinema sanatında bir yer buluyor.
Korku janrası ve vampir romansına dair karakterleri ise biraz daha sallantılı denilebilir. Filmin en zayıf yanı, olacak olan şeyin ima edildiği ve bilinçli olarak seyirciyi yanlış yönlendiren büyü, yılan, şeytan, şeytan kovalayan kızılderili, sadece güneşten dolayı yanmaya başladığını daha sonra anladığımız ama cehennemden düşmüş gibi kadraja giren ana korku karakteri Remmick gibi klasik ve insanüstü veya organik olmayan öğelerin gösterimi oluyor.
Filmin ilk sahnesinde elinde kırık gitarı ile babasının vaaz verdiği kiliseye giren dahi blues sanatçısı -en azından adayı- Sammie’yi izlerken zaten yeteri ve gerektiği kadar gerilirken janranın gereği araya giren kısa ve son derece gürültülü flashback anları bu filmin kalibresine göre düşük kalıyor.
Vampir temasına geçişten sonra ise yapım başarılı bir iş yapıyor: Adrenalin, korku, aşk ve cinselliğin iç içe geçtiği bir gecede olan bitenler sekansını ustalıkla, tıpkı siyahiler gibi dışlanmış ama kendi içlerinde son derece cazip ve kendileriyle barışık vampirlerin kullanımıyla ana teması olan siyasi mesajına geri döndürüyor.
Bir başka deyişle, vampirlerin eyleminin beslenmekten ziyade yeni bir dünya vaadi olduğunun anlaşılıyor. Üstelik, tıpkı özgür ve mutlu bir gece geçiren siyahilerin -bir melez ve iki sarı ırk mensubunu da unutmamalıyız – yaptığı gibi müzikal bir şaheser ortaya koymaları ile de…
Bu noktada sembolizmin doruk noktası da vampirlerin, parti yapılan değirmene izin almadan girememeleri oluyor. Vampirler davet edilmeden vampirliğe bir başka deyişle günaha çağırmıyorlar karşılarındakileri. Yapım, siyasi temasına geri dönüşünü, o gecenin sabahında klu klux klancıların bertaraf edilmesi ile de tamamlıyor.
Özellikle Michael B.Jordan’ın hayat verdiği ve başroldeki ikizler Smoke ve Stack’in karakterlerine göre davete karşılık verdikleri final ile de ana fikrini ortaya koymuş oluyor.
Michael B.Jordan demişken oyunculuklardan da bahsetmekte fayda var. Öncelikle ünlü oyuncunun Smoke karakterinde klasik sorumluluk sahibi, güçlü ve lider karakteri ile klasik bir Michael B.Jordan karakteri olduğunu, ancak Stack karakteri ile de uçarı, karizmatik, eğlenceli ve hareketli performansıyla kayda değer bir işe imza attığını belirtmeliyiz.
Dahi Blues sanatçısı Sammie rolündeki Miles Caton’a da dikkat edilmesi gerekir. Oyuncu son derece genç bir görünüme eşlik eden çok olgun sesi ile her iki dönemi de başarıyla yansıtabiliyor. Mary rolündeki Hailee Steinfeld şuh, ciddi ve hareketli performansı ile yine dikkat çekiyor. Yapım, zaten oyuncunun “dirty talk” sahneleri ile ciddi bir promosyon da yaptı.
Bu noktada araya girip filmin cinselliğinden de bahsetmemiz gerekir. Filmin cinsellik seviyesi son zamanlarda gördüğüm en optimum seviyedeydi. Çıplaklığın neredeyse olmadığı, ilişkilerin duyguya eşlik ettiği, seks ile romansı aynı potada eritebilen ergen olmayan ama yoğun erotizmi ile yapım bu noktada sınıfı başarıyla geçiyor.
Oyunculuklara dönersek yıllanmış blues sanatçısı Delta Slim rolündeki Delroy Lindo‘nun otantik ve çok boyutlu performansına, Smoke’ın eşi olan, aşık, olgun, fedakar ve güçlü Ruthie rolündeki Andrene Ward-Hammond aynı başarıyla eşlik ediyor. Vamp ve genç şarkıcı Pearline rolündeki Jayme Lawson da yapıma adı anılacak kadar katkı veriyor ama oyunculuktan ziyade ambiyansa katkısı daha belirgin.
Şu ana kadarki yorumlarımızdan filmin zayıf noktası olarak bahsedebileceğimiz başlık veya başlıklar belli olmuş olmalıysa da dile getirmemizde yine de fayda var.
Öncelikli olarak filmin özellikle bir zayıf noktası yok ancak uzlaştırmaya çalıştığı zor bir konsept var; bakış açısı. Temelde filmin önermesi siyahlarla beyazlar, vampirlerle insanlar gibi tanımları çok net belirlenmiş alanlara daha yakından yapıldığında bu tanımların geçerli olmadığını aktarmak. Ancak aynı zamanda ortada bir kötü ve kötülük var.
Örneğin klu klux klanın kötü olduğu net ama vampirlerin başı ve dönüştürücüsü, üstelik icra ettiği harika beyaz müziği ile bluesla rekabete giren Remmick, İrlandalı yani antik bir beyaz. Hatta o kadar ki kızılderililer tarafından kovalanan bir beyaz. Ancak aynı Remmick bahsettiğimiz gibi harika bir müzisyen, siyahlara yapılanın farkında olan ve onları kurtarmanın yolunun kendilerine katılması olduğunu düşünen – Remmick’in vampirleri tüm ırklardandır- de bir karakter. Ancak Remmick’in ölümü bildiğimiz bir şeytanın ölümü.
Yine ölümü seçen Smoke ve karısı Ruthie cennette çocukları ile mutluyken, olaylardan almış yıl sonra Sammie’yi ziyaret eden vampirler Stack ve Mary de aynı ölçüde düzgün karakterler ve mutlular. Bir başka deyişle yapım bakış açısını yansıtırken başarılı ancak bakış açısının sürekli değişmesi sebebiyle izleyicinin olayları anlamlandırmasında ve bunun sonucu olarak filmin tutarlığında bir handikap ortaya çıkarıyor.
Ben bu açıdan yapımı , hem zaman yolculuğu hem de telekineziyi birleştiren ve bunu birçok kombinasyona uyarlayan Bruce Willis‘in başrolünde olduğu Looper filmine benzettim. Her ikisi de belli bir seviyenin üstündeler ancak koltuklarında çok karpuz var.
Şeytandan vampire geçişin yayılma ile ilgili bir çözüm gibi olduğunu düşünerek ve Smoke ile Stack’in ima edilen ancak bir yere varmayan Chikago macerasını da affederek film hakkındaki hükmümüz, Sinners’ın kesinlikle izlemeye alışık olmadığımız yönleri ağır basan aynı zamanda da son derece dinamik bir yapım olduğu.
Bir klasik olarak sinema tarihine geçmeyebilir ancak gerek müzikal sekanslarıyla ve gerekse bir siyahi film karakteri ile adının da en azından uzun süreler anılacağından şüphemiz yok.
İlginizi Çekebilir
Yapılmasa da Olacak Olan Ama Oldukça İyi Bir ...
İki İnsanın Hırsının ve Aşkının Dramatürjisiz...
İnsan Lider, İnsan Kurucu Babalar, İnsan Aske...

Merhaba, ben Murat B.Sarı. Eğer sitemizi ilk döneminde takip ettiyseniz beni “Yarıaydın” olarak hatırlayabilirsiniz. Aslında bu rumuz hakkımda oldukça açıklayıcı denilebilir. Yani şu evrendeki bilginin ne kadarına hakim olabilir ki insan? Günümüz dünyasında “T” insan olmak makbul ve ben uzmanlığımın sanata dair herşey hakkında olmasını yeğliyorum. Umarım bunu birlikte başarırız. Yeni maceralarda görüşmek dileğiyle…




