Evet, iki yılı birbirine bağlarken bu iki yıla yayılmış Amazon Prime dizisi Fallout‘un uygun bir bağlam olacağı düşüncesiyle karşınızdayız bugün. Sekiz bölümlük sezonun ilk üç bölümü, üçüncüsü bugün olmak üzere yayınlandı. Şimdi her zamanki gibi fragmanla başlıyor ancak spoiler uyarımızı biraz da fragman için yapıyoruz, çünkü ilk üç bölümü izledikten sonra fragman gerçekten de bu niteliği taşıyor.
Fallout 2.sezon perdesini aslında tüm ana karakterleri için aynı anda açıyor. Sığınak halkından Lucy (Ella Purnell) ve gulyabani/ghoul Cooper Howard (Walton Goggins) farklı amaçlarla da olsa Lucy’nin babası Hank McLean’in (Kyle Maclachlan) peşinde Las Vegas’a doğru yol alırken, Lucy’nin kardeşi Norm da sadece bir beyin/robot olarak hayatını sürdüren Bud’ın elinde esir olarak başlıyorlar sezona.
Özellikle Norm ve onu canlandıran aktör Moises Arias‘ın dikkat çektiği ilk iki bölümde Norm ile Bud’ın arasındaki çok eğlenceli ama aynı zamanda ölümcül diyaloglar, Fallout’un alamet-i farikası olarak kendini gösteriyor; bireysel olarak hayatın herhangi bir değer taşımadığı ama genel anlamda hayatın akışının hiçbir şekilde durdurulamadığı bir kaos. Ve tabi ki bunu destekleyen olağanüstü yersiz ama aynı ölçüde kaliteli ve nostaljik soundtrack.
Sığınak halkına da değinilen ve orada da bir şeylerin değişeceğinin ipucunu veren ilk iki bölümün ikinci yarısı ise bir başka ana karakter olan Maximus’a evrilmeye başlıyor. Denzel Washington‘a her anlamda olan benzerliği ile dikkat çeken aktör Aaron Moten, kardeşliğin içindeki beklenmedik yükselişinin akabinde bir baba figürü edindiğini sanırken çok kısa zamanda onun için değersiz ve rakipleri için de bir aparat olduğunu anlayarak yine biraz zoraki ve grotesk bir şekilde de olsa kendi kaderini, koca bir savaşla paralel kılmayı başarıyor!

Önümüzdeki bölümlerde izleyeceğimizi düşündüğümüz bu savaşa giden yolda, Maximux’un eski yamağı Thaddeus’un (Johny Pemberton) doğal, sıcak ve komedik performansı da göz dolduruyor. Bir gulyabaniye dönüşen karakterin işletmesindeki kaosun diğer tarafındaki Xander’i canlandıran oyuncunun da Kumail Nanjiani olduğunu belirtmemiz gerekiyor. Zira Fallout oyuncu bazında tabanını misafir de olsa daha bilinir oyuncularla süslüyor.
Bir diğer misafir oyuncu ise -ki ilk üç bölümün aksine fragmana göre misafirliği uzun sürecek gibi görünen- Macaulay Culkin. Bir tür gelecekteki Roma İmparatorluğu parodisi olan, hatta doğu ve batı olarak ikiye de bölünerek bunu daha da perçinleyen Lejyon’un bu bebek yüzlü komutanı, Evde Tek Başına serisindeki haşarı suratı ile zalim bir etkinliği birleştirerek izleyiciyi gülümsetiyor.
Bu noktada, post apokaliptik bir eser olarak Fallout’un verdiği önemli bir mesaj hatta espriden bahsetmek yerinde olur. Aslında gerek silahları ve kapasitesi, gerekse de dayandığı dini, felsefi tarihçesine göre Fallout evreninin asıl Roma İmparatorluğu kardeşliktir. İsimlerin bile Roma isimleri olduğu Kardeşliğin karşısındaki Lejyon ise sadece kırmızı pelerinli, roma zırhlı -olabilecek en kalitesiz malzemeden elbette- ve birkaç ateşli silaha sahip bir geek grubu aslında.
Evet, cosplay seven, kadınlarla arası pek iyi olmayan -kuralsızlık içinde tüm kadınları köle yapmış durumdalar- ilk yakaladıkları bir kadın hakkında evvel emir “ilk gece hakkını” tartışan kendinden geçmiş bir antisosyal geek grubu ile karşı karşıyayız. Bununla birlikte kıyamet sonrasında mantığın hiçbir önemi kalmadığı için, Maximus‘un eski evinin de bulunduğu Sandy Shades‘in bağlı bulunduğu Yeni Kaliforniya Cumhuriyeti karşısında üstün durumdalar.
Yeni Kaliforniya Cumhuriyeti / NCR ise kaosun içinde bir düzen ve “iyi bir düzen” kurmaya çalıştıkça darbe üzerine darbe yiyor. Evet, yeni bir düzen kurmak Fallout evrenini meydana getiren ana motto olarak bu sezon bize temel kötüsünü de göstermiş oluyor: Robert House (Justin Theroux). Sonsuza kadar yaşamak isteyen, soğuk füzyonun peşinde ve eski düzenin en zengin adamı olan Robert, sadece bu evrenin herkesin elimine edilmesine sevineceği sebebi/kötüsü değil, aynı zamanda Cooper’ın da ailesine ulaşmak için elindeki tek şansı.
Gulyabani Cooper’ın, Robert ve ailesi ile ilgili olan iki asırlık tecrübesi de Fallout lore materyalini açan keyifli ama aynı ölçüde duygusal flashbackler olarak kendini gösteriyor. Aslında çok dramatik ve üzücü olsalar da 1950’li yılların, fakat alternatif bir teknolojik geçmişini görmek izleyicilerin -ve muhtemelen Amerikan izleyicisinin daha çok- hoşuna gidiyor. Ve o versiyon dijital anlamda ilkel ancak nükleer anlamda aşırı gelişmiş bilgi ve estetiği ile çok ilgi çekici.
Gerçekten de atom çağının gelecek algısını yansıtan bu estetik, Fallout da bir oyun olduğu için ifade etmemiz gerekir ki Bioshock serisi ile önemli benzerlikler gösteriyor. Ancak konumuz bugün bu değil.

Aslında materyal için tüm olan biten, tamamen keşmekeş de olsa hayatın idamesi . Örneğin kötü adam Robert House, bir soruna birçok farklı çözüm öneren bir dünyaya karşın onu yok etmeye çalışmakla başladığı işinde, bir soruna sayısız kombinasyonda çözüm bulmaya çalışan düşman taraflar üretmeyi başarıyor sadece. Fallout evreni aslında sadece beton binalar ve asfalt yollardan oluşan bir ortamda yarıklardan çıkan çirkin ama aynı zamanda mucizevi bir yabani ot.
Bu güzellik, Norm’un ilk defa sığınaktan çıkışıyla da kendini gösteriyor, Cooper’ın eski bir filmi olan Adam ve Köpeği’nin gerçeğini yaşamasıyla da, ona NCR askerlerinin yerini ilk başta söylemeyen fakat sonra bir glitch gibi söyleyen robotta da. Ve hatta denilebilir ki, 51.Bölge‘yi işgal eden kardeşliğin uzaylı naaşı buldukları bir buz ünitesinde uzaylıyı fırlatıp bu derin dondurucuya hayran olmasında da… Bu grotesklik ve hiçbir şeye şaşırmadan sadece yaşama çabası Fallout’a yakışıyor.
Evet, üç bölüm için tretmana dair sonuçlara ulaşmaya çalışmayacaksak da, Lucy’nin babası Hank’in aslında ana kötü adam Robert’ın bir projesi olan beyin kontrolü konusundaki çabalarının da dizide tuttuğu yeri vurgulamak gerekiyor. Evet bir açıdan Hank’in takıntılı sterilizasyon ve düzen takıntısına eşlik eden yönetme hırsını gösteriyor olmakla birlikte, bu kontrol teknolojisinin bu keşmekeş içinde nasıl yayılıp da bir sonuç verebileceği konusunda henüz bir şeyler söylemek için çok erken. Ancak belirtmemiz gerekiyor, çünkü teknoloji şu ana kadar ikinci sezonda neredeyse soğuk füzyon kadar yer tutuyor.

Evet işte böyle, egzantrik ve keyifli bir yapım olan Falllout ile sona erdiriyoruz bu yılı. Bizler de bu vesileyle hepinize sağlıklı, huzurlu, mutlu, başarılı ve sevdiklerinizle birlikte geçireceğiniz harika bir yeni yıl diliyoruz. Şimdi izninizle cryo poduna girip tam bir yıl uyuyarak bu yılın yorgunluğunu atacağız…
İlginizi Çekebilir
Oyundan Bağımsız Bir Dizi İncelemesi: Fallout...
Kırk Yıllık Bir Maceranın Sonu: Cobra Kai Asl...
Bir Bu Eksikti; Bir Star Wars Hikayesine Eleş...

Merhaba, ben Murat B.Sarı. Eğer sitemizi ilk döneminde takip ettiyseniz beni “Yarıaydın” olarak hatırlayabilirsiniz. Aslında bu rumuz hakkımda oldukça açıklayıcı denilebilir. Yani şu evrendeki bilginin ne kadarına hakim olabilir ki insan? Günümüz dünyasında “T” insan olmak makbul ve ben uzmanlığımın sanata dair herşey hakkında olmasını yeğliyorum. Umarım bunu birlikte başarırız. Yeni maceralarda görüşmek dileğiyle…
