Mevzubahis Hayatta Kalmaksa Ruh Teferruattır – Ya da Öyle midir? – Ebuzer Kalender’in Son Eseri Kösadil Cumhuriyeti İncelemesi

Bunu Paylaşın

Bugün, gerçeğe ve hayata dair gözlemlerini eğlenceli bir karanlık içinde anlatmanın ustası olan Ebuzer Kalender‘in Vapur Yayınları‘ndan çıkan son eseri Kösadil Cumhuriyeti‘ni inceliyoruz. Hicvin ve absürdlüğün açıklarından gerçekliğin kıyılarının haritasını çıkaran novella, baştan ifade edelim ki olay örgüsü ile de okuyucuyu kendine bağlayarak tek kalemde tamamlanıyor. Üstelik damakta aynı anda umutlu ve buruk bir tat bırakarak…

Spoiler vermeden öykünün sinopsisi ile başlayalım. Büyük bir siber savaş sonrasında derebeyliklere bölünen bir evrenin 21.yüzyıl ortalarında geçen hikaye, ayakta birer blok olarak kalmayı başaran üç büyük şehri; Körler, Sağırlar ve Dilsizleri ve bu şehirde yaşayan -ruhları saymazsak- üç ana karakterin genişleyen macerasını anlatıyor.

Buna göre ana karakter Sami Duymaz, kayıp kardeşi Kani Duyar ve Sami’nin sevgilisi/metresi/uzak akrabası Alev ile perdesini açan hikaye; okuyucuyu üç maymunun oynandığı ve son derece sert oynandığı, hemen hemen tüm karakterlerin kendilerine karşı bile yalancı olduğu ve baskı altında ezilmenin insan ruhunu nasıl yok ettiğini anlatan bir makro ve bir mikro olmak üzere iki olay örgüsüne bölünerek, okuyucuya günümüz dünyasında da bir ayna tutuyor.

Novella’nın en güçlü damarı da bu ikiye ayrılan hikaye anlatımı oluyor. Kardeşini arayan bir adamın ruhunu geri almak için başladığı ağır aksak ve yalan dolu olsa da metaforik ruh arayışı tamamen pratik bir bir ruh edinimi ve aslında fiyaskoyla sonuçlanırken; Körler, Sağırlar ve Dilsizler şehirlerinin birleşerek Kösadil Cumhuriyeti‘ni kurarak korkunç distopyalarını tamamladıkları kötü son da, doğularındaki halkların yavaş yavaş Güneş Ülkesi nosyonuyla toplanmaya başlamasıyla umudun taşıyıcısı oluyor.

Yüz on beş sayfalık ve özellikle twistleriyle okuyucuyu şaşırtmanın olağanüstü keyfiyle ilerleyen bir novellaya dair bu kadar tretman ve ipucu yeterli olacaktır. Eseri, kendisini tanımlayan özellikleriyle incelemeye geçelim.

Öncelikle, üç maymunu temsil eden siyasi ve sosyolojik yapı ve ona eşlik eden devrimsel fikir; insanın ruhuyla ayrı olarak ve aynı anda yaşayabildiği bir teknoloji konsepti, Novellanın alamet-i farikası oluyor. Solucanların bölünerek yaşaması metaforundan hareketle hem bir ruh yoksunluğunun metaforik anlamı yakalanmış oluyor hem de olay örgüsünde sadece bir arka plan icadından öte bir hareket motoru da oluşturulmuş oluyor böylece.

İsimlerin eğlenceli ve tanımlayıcı yapıları Sami/Semi, Kani, Alev, Arzu da aslında sadece bir stereotip görev paylaşımı ile ilgili değil, büyük resimde sadece hayatta kalmanın tek boyutluluğu ile örtüşmek için tasarlanmışlar. Mekan isimlerinden söz etmiyoruz bile. Kadınların Alevli ve Arzu dolu olduğu, Sami’nin aslında her şeyi fazlasıyla duyduğu, herkesin herkese yalan söylediği bu fikirsel Battle Royale‘de derin ve manalı hiçbir şeye yer yok diyor bu isimler adeta.

Kalender’in hiciv dolu ancak didaktikten uzak kelime oyunlarıyla süslenen eser -hayatını kaybetmek örneğin pek tabi sevgilisi tarafından terk edilmek için kullanılabilir artık bu satırların yazarı nazarında- ortam ve ses tasvirleriyle de kendine nitelikli bir yer ediniyor yazın dünyasında. Özellikle Körler şehrindeki görselliğin yerini alan anons sistemi ile de yeni şeyler vadetmekten geri kalmıyor.

Yer yer çok dolu ve “anlatan” bir yoğunluk taşımasına rağmen bir didaktiklik de hissettirmeyen yazar, koşmayan ve sıkmayan cümleleri ile tempoyu da çok kararında tutmayı başarıyor.

Örneğin, ana karakterin dergide yazdığı ve Dövülen Avrat Otu’nun adının değiştirilmesine dair yazısı sosyal mesaj içerikli bir hayat bilgisi dersi yerine; karakterin, editörü ile yaptığı konuşma marifetiyle oto sansür eleştirisine, hem de tereyağından kıl çeker gibi dönüşüyor. Ana karakterin yaptığı ve yazdığı her şeyin yalan ve çıkar uğruna olması da üzerine eklenince, okur, ayaklarını sağlam bastığı bir zemini kaybedip kendini merak uyandıran bir sona doğru koşar adım ilerlerken buluyor.

Bu noktada karakterlerin motivasyonlarının istisnasız korkunç olması, okuyucuyu o kadar temkinli davranmaya itiyor ki; geçmişinde istismar edilmiş bir karakter son derece etik ve hikaye için kolossal ölçüde bir davranışa imza attığında, aynı karakterin “Benim için kendi mutluluğu için çırpınan biri, başkasının mutluluğu için didinen birinden daha makbuldür” sözleri uyanıyor okuyucunun kafasında hemen. Ve yazar bu ipuçlarını da çok iyi veriyor…

Benim için kendi mutluluğu için çırpınan biri, başkasının mutluluğu için didinen birinden daha makbuldür

Ebuzer Kalender

Ana karakterin kötü içli final düşüncesi ile herkesin motivasyonunu sorgulatmakla kalmıyor, küçücük bir diyalogdaki Hayriye / Zekiye isimlerini gündeme getirerek, “-Hey okuyucu! Merakla koşma, daha çok detaylar yerleştirdim ben bu esere…“demeyi de ihmal etmiyor.

O zaman okuyucu da ona diyor ki; “– aslında bilerek basit tuttuğun o bilmeceyi biz ipucusuz ve ana karakterden önce çözdük.” işte bu özdeşleştirme novellayı yer yer diyaloğa çeviriyor.

Bütün bunların sonunda ve yine de novella‘yı didaktik bir hicivden çıkartan şey temelde bir masal oluyor: Aslan, Çakal ve Karga’nın masalı. Çünkü o noktaya kadar makro planda bir anlam ve vicdan çağrısı olan eser, orada ve oradan sonra ciddi bir eleştiriden, ciddi bir öneriye bırakıyor kendisini.

Diyor ki; manevi her şey sadece yüksek bir değer taşımaz, pratik bir değer de taşır. Herkesin herkesi ve kendisini kandırdığı bir yerde, yani Çakal’ın bile bile Tilki, Karga’nın bile bile Kuzgun sanıldığı ve dolayısıyla sayıldığı yerde yaşam olamaz! Anlamdan yoksun, bir başka deyişle ruhdan yoksun yaşam da olmaz ve hayatta kalma geçici bir şeydir, yaşamak değil…

Böylece herkesin kendisine bile yalan söylediği, sattığı ruhları yerine satın aldığı ruhlarla hayatta kaldığı bu distopik evrene veda ediyoruz.

Güneşin doğuşunun yakın olmasının verdiği bir ümit ve körler şehrinde saçlarını toplayıp kulaklarını açan adamın o özgürlük kıvılcımını kaybetmesinin verdiği bir hüzünle…

Yazıyı beğendiniz mi?

Ortalama puan 5 / 5. Oylama sayısı: 2

Bunu oylayan ilk kişi olun

RSS
Follow by Email
Twitter
Visit Us
Follow Me
YouTube
YouTube
Instagram

Cevap Yaz

Oturum aç:

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir