Başat Bir Fantastik Eser Ve Onun İlk Tercüme Numunesi – Süleyman Volkan Gün’ün Çevirisiyle: Tigana 30

Bunu Paylaşın

Bir an içinde kendisini hem şımarık ve düşüncesiz hissetmekten kıpkırmızı bir şaşkınlığa sürüklenmiş buldu Alais. Ardından öteki kadının yüzünde beliren hızlı gülümsemeyi görünce, içindeki gerginlik ve suçluluk bir kahkahayla dağılıp gitti.

‘Korkunç biri değil mi?’ dedi. ‘Gelecek yılki Festival’e kadar evlenmezse kendini son derece dramatik bir şekilde öldüreceğine dair yemin edip duruyor.’

Catriana başını salladı.

‘Evdeyken onun gibilerden tanırdım,’ dedi. ‘Yollarda da birkaçına rastladım. Hiçbir zaman anlayamadım onları.’

‘Ben de’ dedi Alais biraz fazla hızlı.

Catriana ona kısa bir bakış attı.

Alais tereddütlü bir gülümsemeyle:

‘Sanırım ortak yönlerimizden biri bu?’ dedi.

‘Bir tanesi,’ dedi öteki kadın kayıtsızca ve dönüp duvardaki dokuma örtülerden birine doğru yürüdü. Parmaklarıyla kumaşı yoklayarak:

‘Ama bu oldukça güzelmiş,’ dedi. ‘Baban bunu nerede buldu?’

‘Ben yaptım,’ dedi Alais kısa bir ses tonuyla. Birden küçümsenmiş gibi hissetmişti kendini ve bu canını sıkmıştı.

Belli ki sesine yansımıştı bu; çünkü Catriana omzunun üzerinden hızla dönüp baktı. İki kadın bir süre sessizce birbirlerine baktılar.

Catriana sonunda iç çekti.

‘Benimle arkadaş olmak zordur,’ dedi ağır ağır. ‘Bence uğraşına değmez.’

‘Uğraşmıyorum ki,’ dedi Alais sessizce. Sonra, biraz cesaret toplayarak ekledi: ‘Hem… ileride Selvena’yı bağlamak için yardımına ihtiyacım olabilir.’

Şaşıran Catriana hafifçe güldü.

‘Bir şey olmaz ona,’ dedi yataklardan birine otururken. ‘Şu iki adam da babanın evinde misafir oldukları sürece ona dokunmaz. Kız üzerlerinde kırmızı tek bir eldivenden başka hiçbir şey olmadan odalarına süzülerek girse bile…

İkinci kez şoke olmuştu Alais; ama garip biçimde bundan hoşlandığını da fark etti. Kıkırdayarak kendi yatağına oturdu, bacaklarını kenardan sallandırdı. Catriana’nın ayaklarının ise halıya rahatça değdiğini fark edip hafifçe içerledi.

‘Bunu gerçekten yapabilir,’ diye fısıldadı sırıtıp gözünün önüne gelen manzaraya gülerken. ‘Hatta bir yerlerde sakladığı kırmızı bir eldiveni bile vardır bence!’

Catriana başını salladı.

‘O zaman seçenekler ya onu bir düve gibi bağlamak ya da adamlara güvenmek sanırım,’ dedi. ‘Ama dediğim gibi, hiçbir şey yapmazlar.’

‘Onları oldukça iyi tanıyorsun galiba,’ dedi Alais temkinli bir sesle. Hâlâ hangi sözünün karşısına bir duvar çıkaracağını, hangisinin bir tebessüm getireceğini kestiremiyordu. Yavaş yavaş fark ediyordu ki bu kadınla iletişim kurmak kolay değildi.

‘Alessan’ı daha iyi tanıyorum,’ dedi Catriana. ‘Ama Devin de uzun zamandır yollarda. Kuralları bildiğine hiç şüphem yok.’

Son cümleyi söylerken bakışlarını kısa süreliğine kaçırdı; yanaklarına hafif bir renk gelmişti.

Bir başka geri çevrilişten hâlâ çekinen Alais dikkatle sordu:

‘Aslında bunlar hakkında hiçbir fikrim yok. Gerçekten kurallar mı var? Yollarda… şey… sorun yaşadığınız olur mu?

Catriana omuz silkti.

‘Kız kardeşinin hevesle peşine düştüğü türden sorunlar mı? Müzisyenlerden gelmez onlar. Yazılı olmayan bir kural vardır; yoksa kumpanyalar turneye yalnızca belli tür kadınları çıkarabilirdi ve bu da müziğe zarar verirdi. Çoğu topluluk için müzik gerçekten önemlidir. En azından ayakta kalabilenler için.’

Hafifçe geriye yaslandı.

‘Bir kıza fazla musallat olan erkek ciddi biçimde hırpalanabilir. Hem böyle şeyler sık tekrarlanırsa bir daha iş bulamaz zaten.’

‘Anlıyorum,’ dedi Alais, bunu gözünde canlandırmaya çalışarak.

‘Yine de birileriyle eşleşmen beklenir,” diye ekledi Catriana. “Hiç değilse bunu yapman gerekiyormuş gibi davranılır. Kendini ortadan kaldırıp baştan çıkarıcı bir ihtimal olmaktan çıkarman gerekir. O yüzden hoşlandığın bir adam bulursun. Ya da bazı kızlar bir kadın bulur tabii. O da oldukça yaygındır.’

‘Anlıyorum…’ dedi Alais, ellerini kucağında birleştirirken.

Gerçekten gereğinden fazla zeki olan Catriana, eğlenceyle kötücüllüğün karıştığı bir bakış fırlattı ona.

‘Merak etme,’ dedi tatlı tatlı; Alais’in kucağında adeta bir kalkan gibi duran ellerine anlamlı biçimde bakarak. ‘O eldiven bana uymaz.’

Alais bir anda ellerini iki yanına bıraktı; yüzü kıpkırmızı olmuştu.

‘Öyle özel bir endişem yoktu aslında,’ dedi kayıtsız görünmeye çalışarak. Ama ötekinin alaycı ifadesi onu dürtünce hemen karşılık verdi:

‘Peki sana hangi eldiven uyuyor o zaman?’

Öteki kadının yüzündeki eğlence bir anda silindi.

Kısa bir sessizlik oldu.

‘Demek içinde biraz ruh varmış gerçekten,’ dedi Catriana ölçüp biçen bir ses tonuyla. ‘Bundan pek emin değildim.’

‘Bu,’ dedi Alais, nadiren hissettiği türden bir öfkeyle, ‘küçümseyici bir tavır. Benim hakkımda neden emin olasın ki? Hem görmene neden izin vereyim?

Yine bir sessizlik oldu ve Catriana onu bir kez daha şaşırttı.

‘Özür dilerim,’ dedi. ‘Gerçekten. Ben bu tür şeylerde pek iyi değilimdir. Seni uyarmıştım.’

Bakışlarını başka tarafa çevirdi.

‘Aslına bakarsan hassas bir yere dokundun… ve bu olduğunda insanlara sert çıkma huyum vardır.’

Alais’in öfkesi — alev alması ne kadar zorsa sönmesi de o kadar hızlıydı — Catriana daha konuşurken dağılmıştı bile. Kendisine sertçe hatırlattı: bu kadın onun evinde bir misafirdi.

Ama hemen karşılık verme ya da aralarındaki gerilimi onarma fırsatı bulamadı. Çünkü tam o sırada Menka, mutfaktaki ateşte ısıtılmış su dolu bir leğeni büyük bir önemle taşıyarak içeri daldı; hemen arkasından da Rovigo’nun en genç çıraklarından biri, omuzlarına havlular asılmış halde ikinci leğeni getiriyordu.

Odada iki kadın bulunduğu için çocuk gözlerini çaresizce yere dikmişti; leğeni ve havluları dikkatle pencerenin yanındaki masaya bıraktı.

Menka’nın gittiği her yere taşıdığı o bitmek bilmez telaşlı gevezelik, odadaki havayı bütünüyle dağıtmıştı — hem iyi anlamda hem kötü anlamda, diye düşündü Alais.

Hizmetkârlar çıktıktan sonra iki kadın sessizlik içinde yıkandılar. Alais, diğer kadının uzun ve ince bedenine gizlice bir bakış atınca, kendi küçük, beyaz, yumuşak görünüşünün ve yaşadığı korunaklı hayatın ağırlığını daha derinden hissetti, Yatağa girerken, keşke bütün konuşmayı baştan yapabilseydim diye düşündü.

‘İyi geceler,’ dedi.

‘İyi geceler,’ diye karşılık verdi Catriana bir an sonra.

Alais, ses tonunda konuşmayı sürdürmeye dair bir davet aradı ama emin olamadı. Eğer Catriana konuşmak istiyorsa, diye karar verdi sonunda, yapması gereken tek şey bir şey söylemekti.

Yataklarının yanındaki mumları söndürdüler ve yarı karanlık odada sessizce uzandılar. Alais ateşin kızıl parıltısını izledi, Menka’nın yatağın ayakucuna koyduğu sıcak tuğlanın etrafına ayak parmaklarını doladı ve Selvena’nın yatağıyla kendi yatağı arasındaki mesafenin ona daha önce hiç bu kadar büyük görünmediğini düşünerek burukça gülümsedi.

Bir süre sonra, hâlâ uyuyamamışken ve şöminede yalnızca korlar kalmışken, aşağıdan üç adamın kahkahalarını duydu. Babasının sıcak ve yankılı gülüşü bir şekilde içine işleyip içindeki sıkıntıyı hafifletti.

Babası evdeydi.

Kendini korunaklı ve güvende hissetti Alais. Karanlıkta kendi kendine gülümsedi. Çok geçmeden adamların merdivenlerden yukarı çıktıklarını ve ayrı odalara dağıldıklarını duydu.

Bir süre daha uyanık kaldı; kulağı koridordan gelebilecek ayak seslerine açıktı — gerçi Selvena’nın bunu gerçekten yapacağına pek ihtimal vermiyordu.

Hiçbir ses duymadı.

Sonunda uykuya daldı.

Yazıyı beğendiniz mi?

Ortalama puan 0 / 5. Oylama sayısı: 0

Bunu oylayan ilk kişi olun

RSS
Follow by Email
Twitter
Visit Us
Follow Me
YouTube
YouTube
Instagram

Cevap Yaz

Oturum aç:

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir