Başat Bir Fantastik Eser Ve Onun İlk Tercüme Numunesi – Süleyman Volkan Gün’ün Çevirisiyle: Tigana 28

Bunu Paylaşın

Bir an duraksadı. Sonra, beklenmedik biçimde, gülümsemesi derinleşti; gözlerine kadar ulaştı.

‘Hiç,’ dedi, özellikle kayıtsızmış gibi duran bir ses tonuyla, ‘yanına birkaç iş ortağı almayı düşündün mü?’

Rovigo kısa bir an afallamış göründü; ardından anlayışın ışığı yüzünde hızla yayılan bir gülümsemeye dönüştü.

‘Anlıyorum,’ dedi. ‘Bazı yerlere erişime ihtiyacınız var.’

Alessan başını salladı.

‘Bu da var. Bir de artık daha kalabalığız. Devin de bizimle; bahara kadar başkaları da katılabilir. Yıllarca yalnızca Baerd’la benim olduğumuz zamankinden farklı olacak her şey. Catriana bize katıldığından beri bunun üzerine düşünüyorum.’

Sesi hızlandı, keskinleşti. Devin bu tonu kulübeden hatırlıyordu. İlk kez orada gördüğü adam buydu işte.

Alessan, ‘Seninle iş ortağı olduğumuzda, bilgi alışverişi yapmak için çok daha meşru bir zemine sahip olacağız,’ dedi. ‘Ve bu kış boyunca düzenli olarak bilgiye ihtiyacım olacak. Ortaklar olarak, ticareti ilgilendiren her mesele hakkında birbirimize yazmak için geçerli sebeplerimiz olacak. Kaldı ki dünyadaki her mesele dönüp dolaşıp ticarete dokunur.’

‘Kesinlikle öyledir,’ dedi Rovigo; gözleri dikkatle Alessan’ın yüzüne kilitlenmişti.

‘İsterseniz doğrudan haberleşebiliriz — eğer bunun için güvenilir imkânların varsa. Ya da Ferraut’daki Taccio üzerinden.’ Devin’e kısa bir bakış attı. ‘Bu arada Taccio’yu tanıyor olmam da tesadüf değildi. Bunu fark ettiğini varsayıyorum?’

Aslında Devin’in aklına böyle bir ihtimal bile gelmemişti. Ama o cevap veremeden Alessan yeniden Rovigo’ya döndü.

‘Sanırım güvenebileceğin bir ulak ağın vardır?’

Rovigo başını salladı.

‘Belki,’ diye onayladı Alessan. ‘İş oraya varırsa. Gerçi o durumda da artıları eksileri birbirini götürebilir; çünkü sanatçılar, Chiara’daki Brandin sarayında her zaman hoş karşılanır. Ama bu bize başka bir seçenek daha sunuyor… ve ben seçenek sahibi olmayı severim. Geçmişte bir ya da iki kez, büründüğüm kimliklerden birinin ortadan kaybolması… hatta ölmesi gerekmişti.’

Sesi sakin, neredeyse gündelikti. Şarabından bir yudum aldı.

Kısa bir süre sonra yeniden Rovigo’ya döndü. Rovigo ise o sırada, kurnaz ve açgözlü bir tüccarı taklit edercesine çenesini sıvazlıyordu.

‘Pekâlâ,’ dedi tüccar, yağcı ve açgözlü bir ses tonuyla, ‘görünüşe göre son derece… ilgi çekici bir teklif getirmişsiniz, beyler. Yalnız, birkaç ön soru sormam gerekecek. Alessan’ı bir süredir tanıyorum ama doğrusu bu mesele daha önce hiç açılmadı, takdir edersiniz.’

Gözlerini abartılı bir kurnazlıkla kıstı.

‘Ticaretten ne anlarsınız… gerçekten bir şey anlıyor musunuz?’

Alessan aniden kahkahaya boğuldu; ama hemen ardından yeniden ciddileşti.

‘Elinin altında para var mı?’ diye sordu.

‘Gemim daha yeni limana girdi,’ diye cevap verdi Rovigo. ‘İki günlük ticaretten nakit var. Bir de önümüzdeki birkaç haftanın kazancı üzerine rahatça açtırabileceğim kredi. Neden?’

‘Önümüzdeki kırk sekiz saat içinde makul miktarda tahıl satın almanı öneririm,’ dedi Alessan. ‘Hatta mümkünse yirmi dört saat içinde.’

Rovigo düşünceli bir ifadeyle başını salladı.

‘Bunu yapabilirim,’ dedi. ‘Zaten imkânlarım öyle sınırsız değil; yapacağım hiçbir alım dikkat çekecek büyüklükte olmaz. Ayrıca bir bağlantım da var — Ferraut sınırındaki Nievolene çiftliklerinin kâhyası.’

‘Nievole’den alma,’ dedi Alessan hızla.

Bir sessizlik daha oldu.

Rovigo başını yavaşça salladı.

‘Anlıyorum,’ dedi; meseleyi bu kadar çabuk kavrayışı Devin’i bir kez daha şaşırtmıştı. ‘Festivalden sonra birtakım müsadereler bekliyorsun demek?’

‘Onu da,’ dedi Alessan. ‘Ve çok daha kötü başka şeyleri de. Tahıl alabileceğin başka bir kaynak var mı?’

‘Olabilir.’

Rovigo bakışlarını Alessan’dan Devin’e, sonra yeniden Alessan’a çevirdi.

‘Demek dört ortak,’ dedi kısa ve net bir tonla. ‘Siz üç kişi ve Baerd. Doğru mu?’

Alessan başını salladı.

‘Neredeyse. Ama beş ortak diyelim. Payımıza düşeni bölüşmek için aramıza katılması gereken bir kişi daha var — eğer senin için sakıncası yoksa.’

‘Neden olsun ki?’ diye omuz silkti Rovigo. ‘Benim payımı etkilemiyor sonuçta. Bu kişiyle tanışacak mıyım?’

‘Öyle olmasını umuyorum,’ dedi Alessan. ‘Er ya da geç. Birbirinizden hoşlanacağınıza inanıyorum.’

‘Güzel,’ dedi Rovigo kısa ve net bir sesle. ‘Bir contraina ortaklığında alışılmış düzen şudur: sermayeyi koyan taraf üçte ikiyi alır; yolculuğu yapan ve emeği koyanlar ise üçte biri paylaşır. Ama anlattıklarından anladığım kadarıyla, girişimimize gerçek değer katacak bilgiler sağlayabilirsiniz. Bu yüzden ortak yürüttüğümüz bütün işlerde payın yarı yarıya olmasını öneriyorum. Uygun mudur?’

Bakışları Devin’e çevrilmişti.

Devin, bulabildiği en sakin ses tonuyla cevap verdi:

‘Fazlasıyla uygundur.’

‘Hatta cömertçe,’ diye ekledi Alessan.

Ama yüzündeki huzursuzluk geri dönmüştü; sanki söylemek istediği başka şeyler vardı.

‘Öyleyse anlaşılmıştır,’ dedi Rovigo hızla. ‘Daha fazla konuşmaya gerek yok, Alessan. Yarın şehre iner, contraina’yı resmî olarak hazırlatıp mühürletiriz. Festivalden sonra hangi yöne gitmeyi düşünüyorsunuz?’

‘Sanırım Ferraut’a,’ dedi Alessan ağır ağır. ‘Sonrasını ayrıca konuşuruz ama orada halletmem gereken bir iş var. Bir de Senzio’yla yapılabilecek bazı ticaret fikirleri üzerine düşünebiliriz.’

‘Ferraut mı?’ dedi Rovigo; son cümleleri tamamen duymazdan gelmişti. Yüzünde yavaş yavaş genişleyen bir gülümseme belirdi.

‘Ferraut! Bu harika. Gerçekten harika! Daha şimdiden bize para kazandırıyorsunuz. Size bir araba veririm; hepiniz birlikte Ingonida’nın yeni yatağını götürürsünüz!’

Oysa şimdi sanki pek çok şey aynı anda olup bitiyor gibiydi.

Rovigo, kıyı boyunca yaptığı her zamankinden uzun süren bir yolculuktan dönmüştü. Alix ile Alais, ne kadar temkinli davrandığını söyleyip onları kaç kez rahatlatmaya çalışsa da onun dağların güneyine, Quileia’ya inmesinden hiçbir zaman tam anlamıyla huzur duyamıyorlardı. Üstelik bu yolculuk, sonbahar rüzgârları mevsiminin rahatsız edici ölçüde geç bir dönemine sarkmıştı.

Ama artık evdeydi ve dönüşüyle aynı anda Bağbozumu Festivali de gelmişti.

Bu, Alais’ın ikinci festivaliydi ve gördüğü her şeyi geniş, dikkatli gözleriyle içine çekerek, günün de gecenin de her anına âşık olmuştu adeta.

O sabah Sandreni Sarayı’nın önündeki kalabalık meydanda dimdik durmuş, iç avludan yükselip toplanan insanların üzerine yayılan o berrak sesi dinlemişti. Adaon’un Tregea sedirleri altında ölümüne öylesine tatlı, öylesine iç yakan bir ağıt yakıyordu ki o ses, Alais ağlamaktan korkmuştu. Gözlerini kapatmıştı.

Rovigo’nun bir gün önce, Dük’ ün yas törenlerinde şarkı söyleyen müzisyenlerden biriyle oturup içki içtiğini annesine ve ona gelişigüzel anlatması, Alais için şaşkınlık verici bir gurur kaynağı olmuştu. Hatta genç adamı dört beceriksiz kızını tanıştırmak için eve davet ettiğini bile söylemişti.

Bu takılmalar Alais’i zerre kadar incitmiyordu. Rovigo’nun onlar hakkında başka türlü konuşması artık ona ters, hatta yanlış gelirdi. Ne onun ne de kız kardeşlerinin, babalarının sevgisinden yana en ufak bir kuşkusu vardı.

Bunun için yalnızca gözlerine bakmaları yeterdi.”

Gece vakti eve dönerlerken, şehir kapılarında yol vermek zorunda kaldıkları Barbadian askerlerinin gök gürültüsünü andıran nal ve zırh sesleri zaten Alais’ın içini huzursuz etmişti. Bu yüzden, evlerinin kapısı yakınındaki karanlıktan bir ses yükseldiğinde gerçekten korkmuştu.

Ama babası cevap verince ve konuşanın kim olduğunu yavaş yavaş anlamaya başlayınca, Alais, heyecandan kalbinin duracağını sandı. Yanaklarına yayılan o hissiyatını ele veren sıcaklığı hissedebiliyordu.

Müzisyenlerin içeri davet edildiği anlaşılınca ise, anne babasının en büyük ve en güvenilir kızı olmanın gerektirdiği o ağırbaşlılığı ve sükûneti yeniden kuşanabilmek için kendisini olağanüstü bir çabayla toparlaması gerekmişti.

Evde ise her şey biraz daha kolaylaşmıştı; çünkü iki erkek misafir kapıdan içeri girer girmez Selvena her zamanki öngörülebilir kur yapma telaşına kapılmıştı. Ablasına öylesine açık, öylesine utanç verici görünen bir hâldi ki bu, Alais’i hemen alışılmış mesafeli gözlemciliğine geri döndürmüştü.

Selvena, baharda on sekiz yaşına geldiğinde hâlâ evlenmemiş olacağı düşüncesi giderek gerçeklik kazandığı için, yılın büyük bölümünde geceleri ağlayarak uykuya dalıyordu.

Şarkıcı Devin ise Alais’ın beklediğinden daha genç, daha küçük görünüyordu. Ama derli toplu ve çevikti; kulaklarının yarısına kadar uzanan kıvırcık kumral saçları, yüzünde doğal duran bir gülümsemesi ve dikkatli, zeki bakışları vardı.

Yazıyı beğendiniz mi?

Ortalama puan 0 / 5. Oylama sayısı: 0

Bunu oylayan ilk kişi olun

RSS
Follow by Email
Twitter
Visit Us
Follow Me
YouTube
YouTube
Instagram

Cevap Yaz

Oturum aç:

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir