Klişeden Kaçılmaz Ancak Çabalamak Yine de Güzel; She-Hulk: Attorney at Law

Bunu Paylaşın

Disney+‘nın MCU bünyesindeki dizisi She-Hulk: Attorney at Law, tüm senaryosunda taşıdığı ilginç ikili karakteri finalli ile anlamlı kılan gerçekten ilgi çekici bir yapım. İncelememize başlamadan önce spoiler/sürprizbozan uyarımızı yapıp artık neredeyse gelenekselleşen bir uygulama olarak dizinin fragmanına bir göz atalım.

Yapım, She-Hulk, yani Hulk Bruce Banner’in kuzeni avukat Jennifer Walters’ın (Tatiana Maslany) bir kaza sonucu kazandığı bu yeni kimliği ile eski kimliğini birleştirmeye çalışmasına dair bir çatıyı; politik doğruculuk, kadın hakları, güç teması ve aynı başlıklarla ilgili bir kötü “adam” entrikası ortaya koyarak anlatırken, sadece dördüncü duvarın yıkılması ile kalmayan ilginç ve poetika dışı formül izliyor.

Sinopsisi aşağı yukarı böyle olan yapımın genel karakteristiği kesinlikle dizinin de asıl odak noktası olduğu için biz de bu önem sıralamasını takip edeceğiz.

Öncelikle belirtmek gerekirse She-Hulk tam anlamıyla bir politik doğruculuk ve üçüncü dalga feminizm manifestosu. Zamanın ruhuna uygun bu noktaları örnekleyecek olsak da incelemenin pozitif bir yanı olarak daha başta belirtmemiz gerekir ki, üçüncü nesil feminizm bireysel ve esasen erkek karşıtı denemeyecek bir versiyon olduğu için erkek izleyiciyi çok da rahatsız edecek bir his doğurmuyor.

Dizinin açılış sahnesinde mansplaining’e uğrayan Jennifer, olağanüstü fiziksel gücünü bir yana bırakarak avukatlık kariyerine odaklanmaya çalışıyor. Daha sonra kendisini de işe alacak büyük bir avukatlık bürosunu mağlup etmek üzereyken de She-Hulk olmak zorunda kalıyor ve gücünün bedelini ödüyor… Bir başka deyişle işinden oluyor ve önceki rakibinin bir tür medya yüzü olarak yani She-Hulk formunda süper kahraman departmanının başına getiriliyor.

Kadın dayanışması, cinsiyet belirteçleri ve erkek fiziksel gücünü alt eden bazı planlanan sekanslarla rengini iyice belli eden yapım, bununla birlikte bütün bunları son derece eğlenceli ve hatta sakar bir biçimde yaparak didaktik olmaktan kaçınmayı çoğunlukla başarıyor.

Bu arada da, dördüncü duvarı yıkarak, zamanın ruhu ve bir noktada klişe olan senaryo yapısını kendine has kılmaktan geri durmuyor. Ancak hemen belirtmek gerekir ki, yapımın duvarı yıkışı iki formatta oluyor ve sıra dışı olan format; Jennifer’in izleyici konuştuğu sekanslar olmaktan çok, her bölümün son on beş dakikasında izleyicinin karşısına çıkan çizgi roman -aslında mahkeme çizimi- ve “after credit” sahnelerinden meydana gelen format oluyor.

Bunun sebebi ise, görsel öğe olan çizgi romandan çok, bu sekanslarda Jennifer’ın, senaryonun ana aksı dışında kalan özel hayatının işleniyor olması olarak kendini gösteriyor. Mühendisliği son derece başarılı kotarılmış bu sekanslar, yapımın ilk bölümlerindeki kurgunun sadeliği ve hedefe yönelik kesinliğini bir araz olarak gören izleyiciler için yapıma üçüncü bir boyut katarak, neyi neden yaptığını da anlatmış oluyor.

Dizinin yine politik duruşu kaynaklı ancak bir başka eğlenceli öğesi ise kesinlikle erkeklerin dahil olduğu şiddet sahneleri… Şiddetin doğasına daha yatkın olan erkeklerin sürekli dayak yedikleri bu sahneler içerdikleri net korku ile ciddiyetlerine ve motivasyonlarına tezat kompozisyonlar sunuyor.

Kadınların, She-Hulk karakterine bakışı ise, çok daha rahat ve korkusuz hatta acıtıcı ve iğneleyici. Hiçbir kadın kendisinden korkmuyor ve o da hiçbir kadına şiddet içeren bir imada bulunmuyor. Kadınlar, fit vücudunu takdir etseler de insan üstü boyutlarıyla maskülen gördükleri bu “yaratığa” takılmadan edemiyorlar. Kadın ve erkek hareket tarzına dair bu tarz net bir ayrım yapımın kesinlikle artılarından.

Marvel süper kahramanlarının bol bol cameo yaptığı yapımda Wong ( bir noktada karikatür kalırken, Tim Roth‘un canlandırdığı Emil Blonsky/Abomination karakteri olgun ama dominant ve mutlaka kötülük yapacağını işaret eden küçük ipuçları ile keyifli bir seyirlik sunuyor.

Olay örgüsü konusunda ise yapımın kafası karışık görünüyor ama aslında değil… X-Men‘deki mutant korkusunun kadın korkusuna dönüştüğü olay örgüsü, bir noktada kadın süper kahramanın seks hayatı afişe edilerek kendisinden intikam alınırken, son derece hafiflemiş oluyor, ancak bu hafifleme, erkeğin gücü ele geçirmesine dair çok daha saçma yan saldırı ile karşılaştırıldığında aslında daha anlamlı. Zaten dizinin finali de tüm bu algoritmaya eğlenceli ve kendiyle dalga geçer şekilde değinerek açık uçları ustaca bağlıyor.

She-Hulk’ın kadın bir süper kahraman olmasının bir başka sonucu da, şiddetin dizide nadiren ve hafif düzeyde kalması oluyor. Bununla birlikte Daredevil/Matt Murdock (Charlie Cox) ile She-Hulk’ın dövüştükleri sahne, bir koreografi şaheseri olarak kendini belli ediyor. Sahnenin ve ikilinin arasındaki genel cinsel/duygusal çekimin çok iyi yansıtıldığı da su götürmüyor. Yapım bu dövüşü She-Hulk’a kazandırırken aynı dövüşün mahkeme salonundaki ayağını Matt Murdock’a kazandırarak hem kafaları karıştırıyor hem de üçüncü dalga feminizmin kadın erkek ilişkisine güzel bir gönderme yapıyor. Bu noktaya incelememizin finalinde değineceğiz.

Teknik detaylar ve oyunculuktan bahsedersek, retro tasarım ve müzik iyi anlamda dikkatleri çekerken, animasyon sınıfta kalmış görünüyor. Oyunculuklar şaheser sayılmazlar ancak eğlenceli ve görevlerini yapan profesyonellerden bahsetmek doğru bir tanımlama olacaktır. Şu ana kadar bahsedilenler dışında Jennifer’ın sekreteri ve arkadaşı Nikki rolündeki Ginger Gonzaga’nın biraz zorladığını, süper kahramanların terzisi Luke Jacobson rolündeki Griffin Matthews’ın ise stereotip olmakla birlikte çok eğlenceli olduğunu ifade etmek faydalı olacaktır.

Ek olarak sosyal medya konusuna, özellikle süper kahraman Titania (Jameela Jamil) aracılığıyla yerinde bir değinmeyi de bünyesinde barındıran dizinin feminist bir perspektifteki kadın erkek bakışına değinerek incelememizi sonuçlandıralım.

Aslında yapımın finali, neyin neden yapıldığını gayet net bir şekilde anlatıyor olsa da, zamanın ruhunun izleyiciden bağımsız bir yansıması da dizide hissediliyor. Temelde She-Hulk yani Jennifer Walters plaza hayatında yıpranmakta olan bir kadın. Bu kadın fiziksel olarak olağanüstü bir güce kavuşurken aynı ölçüde büyük bir ilgiye de kavuşuyor ve bu ilginin daha doğrusu bu yeni karakterinin ne kadar kendisi olduğundan emin değil. Jennifer, öncelikli olarak kendisine eş arayan bir karakter ve bu eşi, onu hem Jennifer hem de She-Hulk olarak gören kişiler arasından seçmek istiyor. İronik olan ise o kişinin görme engelli olması oluyor.

Zamanın ruhu, politik doğruculuk veya feminizm anlamında bu çatının son derece keyifli hatta erkek izleyiciler açısından uzlaşılabilir olduğunu ifade edebiliriz. En kısa bir tabirle She-Hulk ve Daredevil ya da Jennifer ve Matt’in birbirlerine yenilmeyi umursadığı yok. Bununla birlikte rekabetçi ve kendi bildiklerini söyleyen güçlü karakterler sergiliyorlar, bir başka deyişle rekabete girmekten kaçınmıyor ama sonucunu bir kişilik meselesi olarak almıyorlar. Bu, yapım tarafından net şekilde örnek gösterilen bir denge.

Bu konunun diğer yorumunda ise karikatür erkekler var. Özellikle Paul Thomas Anderson‘un yönettiği ve Tom Cruise‘un yıldızlaştığı 1999 yapımı Magnolia‘ya çok benzeyen bir şekilde bir tür şöven ama aynı ölçüde “gariban” erkekler var karşımızda. Kadının gücünü kıskanan bu adamlar sofistike değiller ancak toplumda bir karşılıkları var. Yapım, belirttiğimiz üzere bu grubu karikatür olarak resmettiği için bu, zaten üzerinde uzun uzun tartışılacak bir konu değil. Hele hele sezon finalinin ilk sahnelerini 1977 yapımı The Incredible Hulk parodisi ile açan ve devamında algoritma sekansları ile derdini anlatan bir yapımda hiç değil…

Sonuç olarak, zamanın ruhunun, politik doğruculuğun ve izleyici algoritmasının dümen suyunda olan, ama aynı zamanda hem dördüncü duvarı hem de poetikayı yıkan bunula da kalmayıp aynı zamanda MCU zihniyetine dair bir tür parodi eleştiriyi de bünyesinde barındıran bir yapım She-Hulk. Klişeden çıkma imkanı olmadığına göre, klişeden çıkmaya çalışmanın da takdir edilmesi gerekir kanaatindeyiz. Ayrıca She-Hulk, bütün bu bahsettiklerimizin ötesinde son derece de eğlenceli bir yapım, bizce bu bile yeterli…

Hoşça kalın.

Yazıyı beğendiniz mi?

Ortalama puan 0 / 5. Oylama sayısı: 0

Bunu oylayan ilk kişi olun

RSS
Follow by Email
Twitter
Visit Us
Follow Me
YouTube
YouTube
Instagram

Cevap Yaz

Oturum aç:

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir