Bugün Osmanlı serhat kavramı ile yakından ilintili bir dizi olayın sonunda meydana gelen, Osmanlı İmparatorluğu‘nun Avrupa’daki son meydan muharebesi zaferini anıyor olacağız. Biraz şansın yardımı, biraz kaderin cilvesiyle ama kesinlikle İmparatorluğun prestijini destekleyen bu zafer ve sonrasına ilgili görseller aracılığıyla keyifli ve biraz da hazin yolculuğumuza çıkalım o zaman…
Ortaçağın frontier/serhat yani tam olarak belirlenmiş sınırlarda güç mücadelesi ve fırsatlar yakalama dünyasında, iki büyük komşu yani Osmanlı İmparatorluğu ile Kutsal Roma Germen İmparatorluğu‘nun halefi olma konusunda iddia sahibi Habsburg Avusturya’sı arasında bitmek bilmeyen akınlar ve çatışmalar yaşanmaktaydı. Bu çatışmalar bazı dönemlerde özellikle Eflak ve Boğdan bölgelerindeki iktidar boşluğu ile birleştiğinde topyekün savaşa dönme niteliği de taşıyordu.
İşte 1526’daki büyük Mohaç Zaferi’nden sonra Macaristan’ın ortadan kalması ile tüm ülke bir tampon bölgeye dönüşmüş ve birbirleriyle tamamen farklı iki vizyon çarpışır olmuştu. Osmanlı tarafı akınlar ile düşmanı üzerinde baskı kurarken, Avusturya tarafı güçlü bir kaleler ağı ile savunma stratejisine dönmüştü. Bu iki vizyonun sonucu, Osmanlı İmparatorluğu’nu meydan muharebesi pratiğinden uzaklaştıracak ve kale muhasarası/kuşatması konusunda usta bir askeri güç haline getirecektir. Bunun bir uzantısı olarak akınların yerini de sürekli olarak el değiştiren kaleler savaşı alacaktır.
İşte 1593’de karşılıklı akınlar, tarafların birbirine verdiği zarar ve Avusturya Arşidüklüğü‘nün 1533’den beri Osmanlı İmparatorluğu’na verdiği vergiden kurtulmak istemesi gibi sebepler serhat/frontier dengesini bozdu ve taraflar arasında topyekün savaş ilan edildi.
1593’de başlayan bu savaşı detaylıca işlemeyeceksek de karşılıklı olarak kalelerin değişildiği ancak Avusturya’nın meydanda daha başarılı olduğu bir dönemden bahsetmek gerçekçi olacaktır. 1595’de III.Murat vefat edip, Eflak ve Boğdan voyvodalarının da isyan etmesi üzerine yeni padişah III.Mehmet, sefere çıkacak ve savaş, sefer-i hümayun / emperyal sefer haline gelecektir. Bu, savaşta farklı ve yeni bir perdenin açılması demektir. Seferin ilk başarısı da önemli bir stratejik ve sembolik engel olan Eğri Kalesi‘nin alınması olur.
Kalenin düşmesinden sadece on iki gün sonra iki imparatorluğun yüzbinlerle ölçülen devasa orduları Haçova/Mesokeresztez‘de karşı karşıya gelecektir. Üç gün süren ve taraflar arasında gidip gelen bu savaş Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa ovalarındaki son mağrur zaferi olacaktır. Bu arada yanlış bir algıya sebep olmak istemeyiz; bu savaştan yaklaşık bir asır sonra bile Osmanlı İmparatorluğu bu sefer İmparatorluğun başkentini kuşatabilecek bir güçtedir. Ancak Osmanlılar için meydan muharebeleri çağı Haçova Meydan Muharebesi ile sona ermiştir.
Savaşın kendisi ise bambaşka bir faz ve olaydır. Savaşın Osmanlı ordusu açısından kayda değer başarısı Kırım atlılarının Avusturya ordusunun dengesini bozmayı başarmasıdır. Bununla birlikte genel gidişat içinde Avusturya ordusu, hem de yeniçerilerin bulunduğu merkezde Osmanlı ordusuna üstün gelmiştir. Savaşın kırılma noktası da burada yaşanır. Padişah III.Mehmet savaşın kaybedildiği zannıyla muharebe sahasından ayrılmak ister ancak lalası, Hoca Saadettin Efendi padişahin atının dizginlerinden tutarak onu durdurur.

Ordu ağrılıklarını ele geçirdiğini düşünen Avusturya piyadesi yağmaya dalınca önce karargahtaki her türlü aşçı, hizmetli ve seyis tarafından püskürtülür daha sonra da ordu birlikleri tarafından bozguna uğratılır. O kadar ki Osmanlılar bu savaşı daha sonra Kepçe Kazan Savaşı olarak da adlandıracaktır.
Osmanlı Ordusu daha sonra düzeni bozulan Avusturya ordusuna her cephede üstün gelecek ve bozulan ordu geri çekilirken askerlerinin ve ağırlıklarının büyük bir kısmını bataklıkta kaybedecektir. Savaş da zafer de çok büyüktür. Dönemin tanıklıkları ve minyatürleri savaşın ortamını çok canlı şekilde anlatır. Kişi ve özellikle Avusturya ordusundaki top sayısı ve gücü Osmanlıları şaşırtmıştır. Yine minyatürlerde iki ordunun devasa yerleşkeleri çok canlı şekilde tasvir edilir.
Bununla birlikte zafer 1606’ya kadar sürecek savaşın genel gidişatında çok da büyük bir etki yapmaz. Zaten savaşın sonunda imzalanan Zitvatorok Antlaşması da temelde bir beraberlik antlaşmasıdır. Karşılıklı bazı kaleler değiştirilir, Avusturya Osmanlı’ya savaş tazminatı öder ama vergi ödeme yükümlülüğü kalkar ve Avusturya Arşidükü sadrazama eşitken Padişah’a eşit hale gelir. Doğrusu son tahlilde, “Nemçe” alt pozisyondan eşitliğe yükseldiği için daha başarılı olmuştur.

Osmanlılar için savaşın bu şekilde bitmesinin bir başka sebebi de İran’da Safevilerin 1578-90 savaşından sonra Avusturya savaşının sunduğu fırsatla tekrar taarruza geçmesidir. İlgili savaşın Osmanlıların büyük üstünlüğü ile bittiği düşünüldüğünde bu, beklenen bir harekettir.
Ancak savaşın asıl önemli sonucu ve çok büyük sorunu Celali İsyanları adı altında kendini gösterecektir. 1598’de tüm imparatorluk çapına yayılan bu isyanların boyutunun bu tarihte değişmesi tesadüf değildir. Temelde coğrafi keşiflerin etkisi ile ekonomik anlamda krize giren Anadolu ekonomisi ve Amerika gümüşü ile tüm Avrupa’yı etkileyen enflasyondan kaynaklanan bu isyanlar, Haçova Savaşı sonrası sübvanse edilen yeniçerilerin, bir başka deyişle savaşmadan maaş alınan yeniçerilerin maaşlarının kesilmesi ile bir iç savaş halini alır. 1610’da Kuyucu Murat Paşa‘nın çok sert tedbirleriyle bastırılana kadar isyan, Osmanlı ülkesini bir baştan bir başa anarşiye sürükleyecektir.
Ancak bu prestijli zaferi anarken amacımızın bu tarihi olayı ana hatları ile anlatmaktan ziyade savaşın ve sonrasının, görsel ve tanıklıklara dayanan gerçekliğinden etkilenmiş olmamız olduğunun altını çizmeliyiz. Özellikle minyatürlerde gördüğümüz savaş ve barış sahnelerinin Hollywood standartlarında görselliğinin bir Tudors veya Elizabeth ikilemesini aratmayacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Evet, tarihin içinde saklı bir başka gerçekliğe yolculuk yaptık bugün. Umarım kısa bir süre için de olsa sizi de beraberimizde götürebilmişizdir. Tekrar görüşmek dileğiyle, hoşça kalın.
İlginizi Çekebilir
Özel Dosya; Tarihte ve Beyazperdede Vampirler
Tek Kişilik Bir Pazar Zihin Jimnastiği veya K...
Türk Futbolu ve Spor Sosyolojisindeki Bizans ...

Merhaba, ben Murat B.Sarı. Eğer sitemizi ilk döneminde takip ettiyseniz beni “Yarıaydın” olarak hatırlayabilirsiniz. Aslında bu rumuz hakkımda oldukça açıklayıcı denilebilir. Yani şu evrendeki bilginin ne kadarına hakim olabilir ki insan? Günümüz dünyasında “T” insan olmak makbul ve ben uzmanlığımın sanata dair herşey hakkında olmasını yeğliyorum. Umarım bunu birlikte başarırız. Yeni maceralarda görüşmek dileğiyle…

