S.Volkan Gün’den, Galaktik Günceler: Nareed-3

Bunu Paylaşın

Atık öğütme alanına geldiğini ünitenin durmasından anladı. Çıkması gerekiyordu çünkü boşaltma süreci başladığında makinanın kapısı kapanacaktı. Yan kapağı araladı ve bir ara sokakta olduğunu gördü. Etrafta kimse görünmüyordu

İşlemini yeni bitirmiş bir ünite yanından hızla geçti. Bir an önce görevine dönmek isteyen programlanmış makinalar. Kendi gezegeninde makinalara pek itibar edilmezdi. Annesinin sözleri geldi aklına. Küçük Nareed’in saçlarını tararken ‘Kendi işini yapamıyorsan kendi hayatını da yaşayamazsın.’

O zamanlar anlayamadığı pek çok şeyi geçen zaman Nareed’e öğretmişti, bir şekilde! Gezegeninden ayrılırken kendi işini kendi yapabilen, güçlü bir savaşçıydı. Kendi kararlarını veren ve ailesinin adına onur katmaya kararlı bir Tozumb savaşçısı olarak atmosferden çıkmıştı. Tıpkı diğerleri gibi.

Vücutlarındaki mucize, onları yüzyıllar önce farklı bir fikir yapısına sokmuş, doğdukları topraklardan ayrılıp; galakside para, kredi veya değeri olan ne varsa ona karşılık, kas gücü olarak hizmetlerini sunarak rahat bir hayat yaşamak adına yaşamanın en iyi yol olduğuna inandırmıştı. 

Nareed, Tetta Prime kıtasının en kalabalık ulaşım istasyonuna vardığında takip edilmediğini fark etmenin verdiği rahatlıkla hareket ediyordu. Onlarca gezegenden gelen yüz binlerce yolcu, farklı yönlere durmayan bir canlı akıntısı olarak devamlı hareket halindeydi. Bir kenarda durup bu baş döndüren hareketliliğe bir an için baktı. Kendine özgü, rahatlatan bir hali vardı buranın.

Başkalarının kavgaları için canını ortaya koyarken pek çok gezegende bulunmuştu; ama hiçbir yer burası kadar kalabalık değildi. Aklına bir an için ailesine tekrar ulaşmak geldi ama devamında neler olabileceğini bildiği için bu fikrinden vaz geçti. En yakındaki kioska giderek gezegenden ayrılacak yolcu gemilerine bakmaya başladı. Dikkatini aynı sistemde bulunan Raogup gezegenine gidecek olan bir çarter sefer çekti.

‘Ucuz ve kalabalık’ dedi kendi kendine. Gemisini burada bıraktığı için üzülüyordu fakat içinde bulunduğu durumda gemisi üzüleceği şeyler sıralamasında en tepede değildi. Hemen nakit krediyle bir yer aldı ve kalkışın olacağı bloğa doğru yöneldi.

O anda içinde bir huzursuzluk hissetti. Sanki birileri takip ediyordu. Savaş alanında, ya da eğitimde hatta Ahorii’nin ölüm çukurlarında kontrol edebildiğiniz şeylerin sayısı, yüzbinlerce canlının sdoma kemirgeni yuvasındaki larvalar gibi her tarafa koşuşturduğu bir ortamdan çok daha fazlaydı.

Birden bulunduğu alan o kadar da rahatlatıcı gelmemeye başlamıştı. Yanına hiçbir şey almadığı için sevindi. Belinde kendisine ve babasına ait bıçaklar vardı. İki bıçaklı bir Tozumb savaşçısı, tek bıçaklı bir Tozumb savaşçısında çok daha tehlikeliydi.

Aklına omuzu geldi. Yaranın kapandığını hissedebiliyordu ama kolu tam gücünde değildi. Eğer Cellatlar peşinden gelecekse son anlarında neler yapabileceğini göstermek eğlenceli bile olabilirdi.  Devasa salonun her tarafında günün karşılaşmalarından anlar gösteriliyordu.

Nareed, o çukurlarda olabilmek için aylarca çalışmıştı ve şimdi buradan ayrılmak için neredeyse can atıyordu. Kendi tercihlerimiz diye düşündü… Galaksi her zaman en onursuz şekilde dövüşüyordu.

Dört kollu bir Prosug savaşçısının bir Tarbret’i doğradığı müsabakanın görüntüleri henüz bitmişti ki aklına belindeki silahlarla gemiye binemeyeceği geldi. Galaktik Konsey kararıyla bıçak savaşlarda kullanılamayacak silahlar arasına eklenmişti. Bu, gemiye de sokamayacağı anlamına geliyordu. Ölüm çukurları o kadar büyük bir endüstriydi ki; Nareed’in bıçağı da dâhil tüm yasaklı silahların dövüş alanında kullanılması izin verilmişti. Tek bir şartla; sadece orada kullanılacak ve toplu yaşam alanlarına götürülmeyeceklerdi.

Nareed etrafına baktı. Aradığını salonun uzak köşesinde gördü. Geçici özel kasaların oluşturduğu bir alan yaklaşık yüz adım uzağında, sağında duruyordu. Birbirleriyle hararetli bir şekilde konuşan birkaç yerelin arasından geçti ve dev bir Mzom’a çarpmaktan son anda kurtuldu. Dev canlı garip lisanıyla Nareed’e dönerek bir şeyler söyledi. Nareed oralı olmadan hedefine doğru yürümeye devam etti.

Geminin kalkmasına az bir zaman kalmıştı ve acele etmezse yakalaması imkânsız olacaktı. Dört bloktan oluşan kasa grubuna geldiğinde ikinci bloğa girdi ve en uzak köşeyi seçti. Salonun, farkında olmadan alıştığı gürültüsü azalmış, biraz daha sessiz bir ortamdaydı. Kendisine boş bir kasa ararken göz ucuyla kendisine bakan birisini fark etti. Hayatı boyunca aldığı eğitimin getirdiği alışkanlıkla hemen o tarafa doğru döndü ve sağ ayağını arkaya doğru atarak vücudunu yan çevirdi.

Babasının sözlerini bu duruşu her yaptığında hatırlardı.

‘Pozisyonunu göster. Nerede sana öğrettiklerim. Hedefi küçült’

Karşısında duran insandı ve bir tehdit olmayabilirdi ama içinden bir ses az önce hissettiği takip edilme hissinin kaynağını bulduğunu söylüyordu. Daha doğru bir ifadeyle kaynak onu bulmuştu. Kırklı yaşlarında, iri bir adam bloğun girişindeki kasalara yaslanmış Nareed’e bakıyordu. Nareed ona doğru dönünce kollarını iki yana açtı ve avuç içlerini gösterdi. Yüzünde samimi bir ifade vardı.

Tüm yüzünü kaplayan sakalları beyazlamaya başlamıştı; ama giydiği uzun trençkotun altındaki vücut yaşını yansıtmayan bir edayla duruyordu.  Tekrar kollarını indirdi ve ellerini kemer tokasında birleştirdi.

Nareed, seçeneklerini düşünüyordu. Ya adamı geçmeye çalışacaktı ya da arkasını dönerek diğer taraftan kaçacaktı. Eğer bu insan da bir Cellat ise onu geçmeye çalışmak çok da akılcı bir seçenek olmayacaktı. Geriye kalan tek yolu tercih etti ve olabildiğince hızlı dönerek yakındaki köşeden döndü.

Bunu yapması onu kalabalıktan daha da uzaklaştırmıştı. Bir an önce canlılardan oluşan kalabalığa karışması izini kaybettirme şansını arttıracaktı. Ama bu düşüncelerinin hepsi bir anda buhar oldu. Köşeyi döndüğünde karşısında az önce duran adamı, hem de yolu yarılayarak çok daha yakına gelmiş bir halde buldu.

Adamın yüzünde saldırgan bir ifade yoktu; ama muhabirin ölümüne neden olanın bu adam olmadığından bile emin değildi. Bir an için elini beline attı. Adam yapma der gibi kafasını iki yana salladı. Yüzündeki tebessüm bir anda silinmişti.

‘Kaçmana gerek yok’ dedi sakin bir ifadeyle.

‘Kimsin sen?’

‘Bildiğini düşünüyorum.’

Bu sözler Nareed’in ensesinden soğuk terlerin boşalmasına neden oldu. Onlardan birisiydi. Karşısında tüm Galaktik haritada kendi adaletini dağıtan ve pek çok canlının varlıklarını bir yandan inkâr ederken, bir yandan da korktuğu bir grubun üyesi duruyordu.

Nareed, insanın neler yapabileceğini bilmiyordu; ama adamın limitlerini sınamanın ne yeri ne de sırasıydı.

‘Tek istediğim ailemin güvende olduğunu bilmek.’ Kelimeler ağzından dökülürken kulağa ne kadar çaresiz geldiğini fark etmişti.

‘Ailenin sağlığı senin elinde Nareed.’

Kelimeler Nareed’in çıplak etine dokunan buz gibiydi. Titreten ve rahatsız edici.

Bulunduğu bir gezegende ki ismini o an hatırlamadı sürekli kış mevsimi yaşanırdı. Orada, iki toprak sahibinin buzla kaplı bir tepe yüzünden giriştiği anlamsız savaşın tam ortasında, bacağından vurulmuş ve karnının üzerinde iki kilometre sürünerek gitmek zorunda kalmıştı. Cildindeki buz yanıkları aylarca geçmemişti.

Şu anda hissettiği duygu o anlardan bile daha rahatsız ediciydi.

‘Benden ne istiyorsunuz?’

Adam bir süre aynı ciddi ifadeyle durdu ve sonra yüzünde ilk anlardaki belli belirsiz tebessüm oluştu.

‘Neden ben geldim biliyor musun?’ Cevabı beklemedi.

‘Çünkü seni öldürmek yerine ikna edeceğimi biliyorum. Başkası için durum aynı olmayabilirdi.’

Adamın sözleri her ne kadar acıtsa da, içinde bir yalan barındırmıyordu. Eğer niyeti bu olsa az önce yapabilirdi. O anda Nareed’in ve adamın hiç beklemediği bir şey oldu. İki güvenlik görevlisi Ahorii belirdi. Daha yaşlı olanı

‘İyi misiniz efendim?’ diye sordu. Soruyu Nareed’e sorarken bir yandan da tepeden tırnağa hala kasalara yaslanmış duran adamı süzüyordu. Adamın arkasında, birkaç adım uzakta iki görevli daha ellerinde bayıltıcı silahlarıyla bekliyorlardı.

Nareed görevliye cevap vermek için döndüğü sırada karşısındaki adam dudaklarıyla çok net bir şekilde ve sessizce ‘ Yapma’ dedi. Nareed o anda konuşmaya başlamıştı.

‘Evet, ama sanırım yolumu kaybettim ve bu insanın bana yardım etmek istediğinden çok emin değilim.’

Sözleri bittiğinden Cellat olduğuna emin olduğu adam doğruldu ve yine kollarını az önce Nareed’e yaptığı gibi iki yana açarak ‘Sadece yardım etmek istedim; ama sanırım bu Tozumb dişisi sağlığına önem göstermiyor’ dedi ve arkasını dönerek yürümeye başladı.

Nareed, adamın vermek istediği mesajı almıştı fakat artık çok geçti.

‘Görevliler sizi gitmek istediğiniz yere bırakacaktır. Tetta Prime’ da geçirdiğiniz süreden zevk aldığınız umarız.’

Üç görevli eşliğinde tekrar canlı denizine açıldığında, Nareed çok tedirgindi. Adam buralarda bir yerlerde kendisini izlediğini biliyordu ama alan o kadar hareketliydi ki kendisini ışık hızındaki bir geminin içinde geçen yıldızları birer siluet olarak seyrediyormuş gibi hissediyordu. Ailesini az önce yaptığı seçimle ciddi bir tehlikeye atmış olabilirdi. Ama düşününce Nareed ’den beklentileri her ne ise ailesini hayatta bırakacak kadar önemli olmalıydı. Hayatta olmadıklarını düşünmek bile istemiyordu. Bu düşünceleri kafasından uzaklaştırması gerekiyordu.

Birden karşıda aynı adamı gördü ve tekrar kaybetti. Adamda garip bir hava vardı. Kendisini daha önce ziyaret eden Cellat ’tan farklı bir şeyler… Güven veren bir hali vardı ama tüm bildikleri bu insanların güvenilmez, acımasız birer katil olduklarını yönündeydi. Kendisine eşlik eden güvenlik görevlilerinin konuşmaları dikkatini çekti.

Bir Ahorii için bile zayıf olanı daha genç duran Ahorii’ ye bir iddiadan bahsediyordu. Geçen hafta üzerinde yasaklı silahla yakalanan üç yolcunun Raspiaro Sistemindeki madenlerde çalışma cezası aldığını ve bunun kendisine bir akşam yemeği ve çukurdaki bir ölüm maçına bilet kazandırdığından bahsediyordu.

Birden aklına yanındaki bıçaklar geldi. Onları saklaması gerekiyordu. Tüm bu muamma son bulunca, eğer bulursa, geri dönüp kültürlerinin en önemli parçalarından birisi olan bıçağı almak için geri gelebilirdi.

‘Tuvalet’ dedi böbürlenerek konuşan Ahorii’ye dönerek. Cümlesinin tam ortasında kalan Ahorii’nin uzun yüzünde belirgin bir memnuniyetsizlik oluşsa da hemen özüne dönerek kibar bir tavırla ‘ Elbette’ dedi ‘Bu taraftan’.

Gezegene gelen canlıların oluşturduğu akıntının arasından geçerek salonun uzak köşesindeki kişisel bakım alanlarına yöneldiler. Nareed arkasına dönüp baktı. Cellat ‘tan hiçbir iz yoktu. Bakım alanında cinsiyetlere göre ayrılmış iki büyük yol vardı. Görevliler yolların başladığı noktada Nareed’e beklediklerini ancak acele etmesi gerektiğini söyleyerek aralarındaki konuşmaya geri döndüler.

Nareed acilen bir şeyler düşünmesi gerektiğini biliyordu. Bıçakları saklamak için boş olan bir kabine girdi. Etrafına baktı. Karşısında bir ayna, hemen altında bir antibakteriyal hijyen haznesi ve yanında bir pano vardı. Galaktik haritada yaşayan canlıları 18 temel gruba ayıran göstergeden hangi gruba ait olduğunu seçerek anatomik yapına uygun olarak kendisini düzenleyen tuvalet ünitesinde işini görebiliyordun.

Nareed bıçakları saklayacak bir yer göremedi. Sonra yukarı baktı ve tavanın parçalı bölmelerden oluştuğunu gördü. Tozumb ırkı çok uzun sayılmazdı ve Nareed’de bir istisna değildi. Tavana ulaşmasına imkân yoktu. Birden aklına gösterge geldi.

Sifrenkis ırkını seçerek tuvaletin akıllı metalinin neredeyse Nareed’in beline kadar yükselmesini yüzünde tebessümle izledi. Sonra aklına öldürdüğü Sifrenks’li savaşçı geldi. İçi ürperdi. Galaktik tarihin belli bir döneminde yağmacı olarak ün salan zorba bir ırkın Galaktik Konsey tarafından terbiye edilmiş yarı vahşi, ala atalarının genlerini taşıyan, zorba canlılardı. Bir anda Cellat’ların varlığının gerekli olabileceği düşüncesi geldi, ama hemen bu düşünceyi büyük bir ayıp işlemiş gibi beyninin derinlerine itti.

Tuvaletin üzerine çıktı ve dengesini sağladığına emin olunca artık uzanabildiği tavan bölmesini itti. Bölme karşı koymadan açıldı. Nareed, rahatlayarak bıçakları hemen bölmenin kenarına bıraktı ve tuvaletten indi. İçinde bulunduğu durumu kontrol edemediği için her bir sorunu karşısına geldiğinde halletmesi gerektiğini fark etti.

Daha fazla zaman kaybetmeden dışarı çıktı ve güvenlik görevlilerinin beklediği alana geldi; ama görevlilerden hiçbir iz yoktu. Ensesinden aşağı bir sıcaklığın yayıldığını hissetti. Küçükken babasıyla okyanusta yüzerken yeşil suların altında bacaklarına sürtünen balıkları hissettiğinde yaşadığı duygunun aynısıydı bu. O zaman babası yanındaydı ve güven veren tavrıyla ‘Merak etme, bu derinlikte bizi tehdit edecek balık yok’  demişti.  Ama şimdi yalnızdı ve neyle uğraştığını çok iyi biliyordu, ya da bildiğini sanıyordu.

Aklına bıçaklar geldi. Kendisini gezegenden kurtaracak olan geminin kalkmasına az kalmıştı. Belki de görevliler gelecekti. Bir süre beklemeye karar verdi.

Birkaç dakikalık gergin bekleyiş sadece işlerini halletmek için bakım alanına gelen yolculardan gelen şüpheli bakışları ve daha da artan gerginliği getirdi. Görevliler gitmişti ve Nareed bunun kimin işi olduğunu adı gibi net biliyordu.

Bıçakları alıp almamak arasında geçen kararsız bir süreden sonra, hazır saklamışken onları orada bırakmanın daha iyi olacağına kanaat getirdi. Nihayetinde bineceği gemide de bir arama yapılacaktı ve yasaklı silahla yakalanmak istemiyordu.

‘Kalabalıkla kal’ dedi kendi kendine ve büyük canlı selinin arasına karışarak gemisinin kalkacağı kapıya doğru ilerlemeye başladı. Üst kata çıkan merdivenlere yönelmişti ki ensesinde bir anlık bir acı hissetti ama elini acının kaynağına götürdüğünde hiçbir şey bulamadı. Son iki günü o kadar büyük bir gerginlikle geçmişti ki vücudunun bilincinden bağımsız tepkiler vermesi gayet doğaldı.

Üst kata vardığında etrafındaki canlıların daha hızlı hareket ettiğini fark etti. Sanki herkes aceleyle bir yerlere koşuyor gibiydi. Birkaç adım atmıştı ki aslında kendisinin yavaşladığını fark etti. Bacakları beynine karşı çıkıyor gibiydi. Etrafına baktı. Kendisini Tozumb kumsallarında, savunmasız, kendisini kapmaya gelecek bir yırtıcıyı çaresizce bekleyen bir krea yavrusu gibi hissetmeye başlamıştı.

Yavaş adımlarla kalabalıktan uzak bir noktada durdu ve kendisine ne olduğunu anlamaya çalıştı. Yakınında gördüğü sağlık ünitesine doğru ilerledi. Sağ elini ünitenin üzerine yerleştirdi ve eflatun gözlerini retina taraması için ilgili yere yaklaştırdı.

Mekanik ses üç saniye sonra ‘ Vücutta Galaktik Sağlık Birliği’nin genel sağlık talimatının 39b maddesinde adı geçen patojenlerden hiçbirisine rastlanmamıştır’ mesajı geldi.  Biraz olsun rahatlamıştı, üniteye arkasını döndüğünde kanı damarlarında dondu ve büyük kalbi atmayı bıraktı.

O karşısındaydı. Yüzünde hafif bir tebessümle Nareed’e bakıyordu.

‘Kanındakini tespit edemez’ dedi sakin bir tavırla. Nareed 1 adım geri attı, ya da attığını düşündü. Zira bacakları artık ondan bağımsız gibiydi. Ayakta nasıl durabildiğini düşünmeye başlamıştı ki dizleri bir anda iflas etti ve Nareed olduğu yere doğru yığıldı.

Hemen sonrasında Cellat’ın kollarında olduğunu fark etti.

‘Bırak be…’ Şimdi de dili uyuşmaya başlamıştı.

‘Sakin ol. Sana zehir vermedim. Uslu bir kız olman gerekiyordu.’ Adamın sözleri ve sesi gittikçe uzaklaşıyordu.

Güçlü eliyle Nareed’i ensesinden tuttu genç kadın ve soğuk bir şeyin etiyle temasını hissetti. Kuvvetli bir elektrik akımı tüm vücuduna yayıldı ve istemsiz tekrar ayakta olduğunu fark etti.

‘Neleaerh oluyy?’

‘Nöro sistemine ufak bir takviye. Artık hareketlerin benim kontrolümde. Konuşmaya çalışma çünkü başaramayacaksın. Sadece sakin ol.’

Söylemesi kolay diye düşündü Nareed. Ailem diye sormak istedi; ama soru atalarının kadim dilindeki kadar uzun bir kelime gibi göründü zihin gözünde…

Artık beraber yürüyorlardı ve adam Nareed’in koluna girmişti; ama hiç bir kuvvet uygulamıyordu. Tozumb’lu kadının vücudu uysal bir kedi gibi tanımadığı bu insanın yanında yürüyordu. Bacakları kendisine ait değildi artık… Aslında hiçbir şeyi kontrol edemediğini hissediyordu. Kendisini uzaktan seyreder gibiydi.

Bir şeyler yapmalıyım diye düşündü ancak konuşmak bile zor bir görevken ne yapabilirdi ki? Tam bu anda yanındaki adam sanki düşüncelerini okur gibi sakin bir ses tonuyla konuşmaya başladı.

‘Sakin ol ve bu kalabalıktan çıkana kadar başka bir saçmalık yapma. Seni öldürmek isteseydim.’

Bu noktada durdu ve cümleyi Nareed’in tamamlaması için havada öylece bıraktı. Nareed, her ne kadar uyuşmuş olsa da insanın söylediğinde haklı olduğunu görebiliyordu. Söylenenlere uymaktan başka bir şansı yoktu. Ensesindeki cihaz motor sistemini tamamen yönetiyor gibiydi ve karşı koymak en büyük ahmaklık olurdu. Kaçamadığına göre yeni bir plan yapması gerekiyordu. Bekleyecek ve bir fırsat bulmaya çalışacaktı.

Dışarı çıktıklarında hava kararmış, şehrin aydınlatmaları ve her yerde bulunan reklamlar geceye farklı bir renk katmıştı. Umutsuz bir durumda olmasa bu görüntünün tadını bile çıkarabilirdi.

Bir yer aracına bindiler. Hava trafiği kadar yoğun olan yer trafiğinde bir süre hiç konuşmadan yol aldılar. Adam son derece sakin ve kendinden emin tavırlarla aracın işletim sistemine bir şeyler yazdı ve otomatik kullanım sistemini devreye soktu. Şehrin daha az kalabalık olan bir bölgesine yöneldiklerini gören Nareed’in kısa bir süre için unuttuğu korku hissi yeniden ve çok kuvvetli bir şekilde gelmişti.

Sonuna doğru gidiyor olabilirdi ve kollarını bile oynatamıyordu. Ailesinin durumunu bilmiyordu ve en kötüsü karşı koyma şansı bile bulamadan infaz edilebilirdi. Tüm bu düşünceler uyuşmuş beyninin kıvrımlarında dans ederken adam sürücü koltuğunu Nareed’e doğru çevirdi.

Yüzünde bir tebessümle elini uzattı. Nareed bir an için eflatun gözlerini açarak nefesini tuttu.

‘Burada mı?’

Adam, Tozumb’lunun alnından süzülen teri sildi ve arkasına yaslandı. Nareed, terlediğini bile fark etmemişti.

‘Hiç Fragiria diye bir dünya duydun mu?’ dedi sakin tavrıyla. Nareed duymamıştı.

‘Kendine yüklenme bilmediğin için’ dedi. Sesi alaycılığın sınırlarında geziyordu.

‘Pek çok canlı bilmiyor. Büyük haritanın en dış halkalarından birinde bulunuyor. İşin garip tarafı bu gezegenin bilinecek hiçbir özelliği yok. Bir tane hariç.’

Bu sırada kişisel iletişim cihazından gelen uyarı sesiyle elini göğüs cebine attı ve küçük saydam cihaza baktıktan sonra yerine geri koydu.

Nareed bu tanımadığı insanı, yayınlanan bir programı izleyen meraklı bir izleyici gibi izliyordu.

‘Bu dünyada bir bitki var. Gerçi bitki demek zor. Floradan ayırmak lazım zira bu canlı avlanıyor. Limitli de olsa hareket etme kabiliyeti var. Evriminin ilerleyen dönemlerinde…’

Neden durdu diye düşündü Nareed. Nedense adamın söyleyeceklerini merak etmişti.

Adam gülerek kafasını iki yana salladı. ‘Bazen detaylarda kayboluyorum. Neyse bu avcı bitki kendisine yaklaşan avlarını salgıladığı özel sporlarla paralize ediyor ve onların tamamen hareketsiz kalışlarını büyük bir sabırla bekliyor. Sonrası…’

Nareed adamın bunları neden anlattığını hala anlamamıştı. İnsan diğer bir cebinden küçük bir tüp çıkardı ve iki parmağıyla tutup sallamaya başladı.

‘İşte seni bu hale getiren şey o sporlardan yapılmış bir sıvı.’

Nareed bir anda gerçek zamanlı bir şovun başrolünde hissetti kendisini. Zavallı bir av ve onun son anlarından büyük bir keyif alan avcısı. İstemsiz o ana kadar hiç yapamadığı bir şey yaptı ve kafasını kaçmak ister gibi bir parça geri attı.

‘Etkileyici’ dedi adam sakalını kaşıyarak. ‘Senden çok daha iri ve kuvvetli canlıların bunun etkisiyle günlerce hareketsiz kaldığını biliyorum. Kuvvetli bir iraden var.’

Duyduğu övgü Nareed’in umurunda değildi. ‘Bir an önce bitir şu işi insan dışkısı seni’ diye düşündü.

‘Bu sporları diğer kısıtlayıcılardan farklı kılan nereye bakman gerektiğini bilmezsen asla vücutta izine rastlayamazsın.’

Nareed sağlık ünitesinde neden bir patojen bulunamadığını şimdi anlıyordu; ama o anda bile işi çoktan bitmişti. ‘Neyi bekliyorsun?’

Adam anlatacaklarını bitirmiş olmalıydı. Parmaklarının ucunda salladığı tüpün kapağını açtı ve kıpırdayamayan Nareed’e doğru uzattı. Keskin bir koku Nareed’in burnunu ve genzini yaktı.

‘Ve tek antidotu yine aynı bitkinin köklerinden çıkarılan özsuyudur. Birazdan garip bir tanıdıklıkla tüm uzuvların hareket etmek isteyecek.’

Nareed ne olup bittiğini anlayamamıştı. Belki de yaşamak için bir günü daha vardı. Adamın söylediği gibi keskin kokuyu duyduktan birkaç saniye sonra yüzünde, kollarında ve parmaklarında garip bir karıncalanma hissi duymaya başladı ve akabinde hareket edebildiğini hissetti. Tüm bunları izleyen insan o sırada hiç konuşmadı.

Nareed ağzını açarak konuşmayı denedi. ‘Neden?’

‘Seni yapacağın ahmakça bir şeyden korumam gerekiyordu ki bu noktada yine ahmakça bir şey yaparak kaçmaya kalkacağını biliyorum.’

Nareed henüz bunu düşünmemişti ancak vücudunu tamamen hissetmeye başladığında muhtemelen…

‘Sana zarar vermek istemiyorum’ dedi adam ve Nareed garip bir şekilde adama inandığını fark etti. Hissettiği bu garip duyguyu geri gelen duyu hissinin yoğunluğuyla birlikte sindirmeye çalışırken adam sol bileğine takılı olan bir cihaza uzandı ve Nareed tam konuşacakken tüm vücuduna bir elektrik dalgası yayıldı ve her şey karardı.

‘Bu yüzden seni bayıltmak zorundayım.’

Nareed, bir tokat yemiş gibi bir anda silkinerek uyandı. Ellerinde manyetik kelepçe vardı ve bir koltukta oturuyordu. Ne olduğu hatırlamaya çalıştı. En son… En son karşısındaki adama güvenmeye çalışan bir ahmağı hatırladı. Kendine küfür ederken bir yandan da nerede olduğunu anlamaya çalışıyordu.

Geniş bir oda hatta bir depo bile olabilecek bir alandaydı. Loş bir ışığın aydınlattığı alanda eşyalar detay olmaktan öteye gidemeyen birer gölge olarak etrafta duruyorlardı. Karşısında büyük bir koltuk vardı. Seyrettiği klasik dünya filmlerinde gördüğü cinsten bir koltuk. Solunda yaklaşık yirmi adım ötesinde yerden tavana kadar uzanan bir cam vardı. Sağ tarafında büyük bir masa ve yerde yine o filmlerde gördüğü harı ya da halı dedikleri bir örtü vardı.

Bunu neden kullandıklarını asla anlamamıştı; ama daha önce izlediği bir programda insanların kendilerini evlerinde hissetmek için kullandıkları bir obje olduğuna dair bir açıklama yapıldığını hatırladı. Odanın uzak köşesindeki bir hareket bir anda irkilmesine neden oldu.  Bir gölge, insan formunu alarak ona doğru yaklaştı ve karşısındaki koltuğa oturdu. Elinde dumanı tüten bir içeceğin olduğu bir kupa vardı.

Adam kendi kendine ‘ Şömine’ dedi ve bir anda masanın arkasında, daha önce Nareed’in fark etmediği bir boşlukta ateş belirdi ve odaya kızıl bir canlılık verdi.

Nareed başını tekrar karşısında duran adama çevirdiğinde damarlarındaki kanın donduğunu hissetti. Karşısında onu ölüm çukurunda ziyaret eden Cellat duruyordu.

Bir süre Nareed’e baktıktan sonra elindeki içecekten bir yudum aldı ve rahat görünümlü koltuğa yaslandı.

‘Seni bu şekilde getirmek istemezdim ama bana başka bir yol bırakmadın.’

Nareed sessizliğini korumayı tercih etti. Bir tutsaklıktan başka bir tutsaklığa… Ellerini bağlayan manyetik kelepçe savaş esirleri kullanılan son derece dayanıklı bir aletti ve oturduğu koltuğa bağlıydı.

‘Bazı şeyleri sana en başından anlatmak isterdim; ama sana ne kadar güveneceğimi bilmiyordum. Üstelik verdiğim haberleşme ünitesini yanına almaman işleri kolaylaştırmadı.’

Adam öne doğru geldi ve elindeki fincanı Nareed’le aralarında duran diz yüksekliğindeki küçük masaya koydu. Nareed kokusundan içeceği tanımıştı. O gece de tercih ettiği smesa çayı.

‘Geldiğimiz bu noktada seninle olabildiğince açık konuşmak istiyorum; ama senin de anlamaya ve anlaşmaya gönüllü olman önemli. Belli bir süredir üzerinde çalıştığımız bir projenin Tozumb’lu şımarık bir kız tarafından zedelenmesini istemem.’

Nareed, adamla yemek yerken yaşadığı tecrübeyi hatırladı. O ezici özgüven hiçbir kimyasalın etkisi değildi. Ya da belki de yeniden aynı şeyleri yaşıyordu. Bir çeşit test…

‘Oyunlar oynayan ben değilim’ dedi. Sesi kendisine yabancı gibiydi.

Adam gülümsedi ve ellerini birbirine vurdu.

‘Cesur bir kızsın. O gün çukurda gördüğümde anlamıştım.’

Nareed kâbusunu hatırladı ve sonrasında hala tam iyileşmemiş olan omzunu.

‘Şu anda en yakın yerleşim birimine 10 klik uzaklıktayız. Kendine bir iyilik yap ve karnını doyur. Bu sırada bende sana en azından planın birinci kısmını anlatayım.’

Adam sözlerini bitirdiğinde Nareed gerçekten çok aç olduğunu hatırladı. Servis robotu elinde bir tabakla büyük odanın uzak köşesinden belirdi ve sanki orada, adamın bu sözlerini bekleyen bir tiyatro oyuncusu gibi rolünün gereği hızla gelerek ortalarında masaya bir tabak bıraktı ve aynı süratle gözden kayboldu.

Tabakta Quwella püresi vardı. Nareed şaşkındı. Her türlü detaya dikkat etmiş diye düşündü. Bir an sonra elleri serbest kalmıştı. Sanki birisi onları izliyor ve adamın konuşmalarına göre ufak dokunuşlar yapıyordu.

Tabağın içinde sert kâğıttan yapılmış bir kaşık vardı. Nareed, hiç düşünmeden uzandı ve tabağı aldı. Bir an için ateşin aydınlattığı kızıllığın içinde adamla göz göze geldiler.  Adam sadece eliyle devam et der gibi bir hareket yaptı ve arkasına yaslandı. İsteseler genç kadını defalarca öldürebileceklerini düşündü. Bu anda gereksiz bir paranoya yaşamasına gerek olmadığını biliyordu. Kaşıklar ardı ardına gelirken adam konuşmaya başladı.

‘Senin planımızda çok önemli bir yerin var. Biliyor musun bu döngüde yapılan dövüşlere katılan tek kadın Tozumb’lu sensin ve ilk dövüşünde oldukça iyi bir izlenim bıraktın.’

Nareed, adamın neden Ölüm Çukurları’ndan bahsettiğini anlamaya çalışıyordu ama püre o kadar lezzetliydi ki söylenenler uzak bir kıyıya vuran dalgalar gibiydi.

‘ İşimiz burada bittiğinde farklı bir dünyaya gideceğiz; ama burada yapman gereken son bir şey var. Eğer ilk konuştuğumuzda bizimle olduğunu söyleseydin tüm bu koşuşturma asla olmayacaktı.’ Çayından bir yudum aldı ve devam etti. Adamın sustuğu anlarda şömineden gelen çatırtılar garip bir huzur hissi veriyordu.

‘Ne istiyorsunuz?’ diye sordu Nareed. Bu soruyla aslında kaderine teslim olduğunu fark etti.

‘Bir maç daha’ diyerek yerinden kalktı adam. ‘Sen yemeğini bitir ve sonrasında şu omzuna ne yapılabilir bir bakalım. Bir maç daha’

Sonra durdu ve ellerini cebine sokarak Nareed’e o rahatsız edici, delen bakışıyla bakmaya başladı.

‘ Hayatta kal ve sonrasında ikinci bölüme geçeceğiz.’

Nareed boğazında düğümlenen Quwella püresi, giden adamın arkasından bakakaldı. Servis robotu elinde yeni bir tabakla belirmişti.

‘Bir tabak daha ister misiniz?’ Nareed boş gözlerle ve kalbinde kocaman bir korkuyla dolu tabağa baktı.

Yazıyı beğendiniz mi?

Ortalama puan 0 / 5. Oylama sayısı: 0

Bunu oylayan ilk kişi olun

RSS
Follow by Email
Twitter
Visit Us
Follow Me
YouTube
YouTube
Instagram

Cevap Yaz

Oturum aç:

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir